Büyük İskender bu çağda kılıca ihtiyaç duymazdı

Dört kardeş, haftada bir gün "Dünya Tarihi okumaları" merkezinde dünyayı küçük bir ders halkasına sığdırmaya çalışıyoruz. Tarihin tozlu yollarından bugünün gürültülü meydanlarına uzanan izleri takip ediyoruz.

Her bahis, kültürel, sosyolojik ve siyasi meselelerimize başka bir pencere açıyor.

İnsan ister istemez hayıflanıyor. Keşke dünya tarihi okumalarına daha erken yaşlarda başlasaydım.

O vakit kırılma noktalarının yalnızca birer tarih olmadığını, uzun bir geleceğin ilk çatlağı yahut ilk müjdesi olduğunu daha erken idrak ederdim.

Son çeyrek asrın Türkiye için dünya dengesinde niçin ehem ve mühim bulunduğunu da daha sahih karinelerle okuyabilirdim.

Tarih bize şunu söylüyor. Bu çağın hâkimiyet mücadelesi hem insan zihninde hem uzayın sonsuzluğunda cereyan ediyor.

Büyük İskender bugün yaşasaydı atlar beslemez, kılıçlar dövdürmezdi. Şehirlerin surlarına dayanmadan evvel insanların zihinlerine girer, toprak almak yerine dili, bilgiyi, sureti ve hayali ele geçirirdi.

Zira fetih artık sınır taşlarını yerinden oynatmakla başlamıyor. İnsanların dünyaya hangi kelimelerle baktığını tayin etmekle başlıyor.

İskender'in Yunanistan'dan Hindistan'a uzanan seferinden geriye yalnız haritalar kalmadı. Yeni şehirler, ortak bir dil, birbirine karışan gelenekler ve melez sanatlar doğdu.

Helen dili Doğu'ya yürürken Buda'nın yüz hatlarına Helen heykel sanatının çizgileri yerleşti. Ordu çekildi, kültür kaldı.

Bugünün İskender'i bu işi çok daha sessiz yapabilir.

Yapay zekâ, dijital mecralar, sinema, uydu sistemleri ve küresel haberleşme ağları çağın görünmez orduları.

Bir milletin çocukları başka bir medeniyetin kavramlarıyla düşünüyor, onun kahramanlarıyla büyüyor ve geleceğini onun hayalleriyle tasarlıyorsa sınırların muhafazası tek başına kâfi gelmez.

Türkiye'nin NASA ile kurduğu yeni münasebeti tam da bu zaviyeden okumak gerekiyor.

Türkiye 1952'de Adnan Menderes devrinde NATO'ya girdi. Orta batının güvenlik cephesinde yer aldı, asker gönderdi, bedel ödedi.

NASA 1958'de kurulduğunda ise uzay teknolojisinin ve stratejik bilginin çekirdeği uzak ve orta batının imtiyaz sahası olarak tutuldu.

NATO üyelerinin NASA ittifakına dahil olmalarına rağmen Türkiye ancak batının sınırını bekleyebilir, fakat batının uzay laboratuvarına giremezdi!

Türkiye'ye ancak "seyirci olabilirsin" denildi.

Resmî bir NASA üyeliği reddi yoktu ama daha çarpıcı bir hakikat vardı. Askerî müttefiklik, ilmî ve teknolojik ortaklığa tahvil edilmedi.

Türkiye siperin içindeydi, uzay laboratuvarının dışında kaldı.

Göğe bakabiliyor fakat gökte kurulacak nizamın kaidelerini okuyamıyor, yazamıyordu.

Kendisine düşen mevki, başkalarının uydularından gelen bilgiyi satın alan seyirci koltuğuydu.

Türkiye'nin 31 Ağustos 2026'da NASA merkezinde 71'inci imzacı olarak dâhil olduğu Artemis Mutabakatı bu sebeple alelade bir diplomatik merasim sayılamaz.