Azerbaycan'daki başörtüsü haberleri, bu milletin kabuk bağlamamış yarasını kanatıyor.
Bir milletin hafızası en çok yaralarında saklıdır. Biz bu manzaraya yabancı değiliz.
Bu topraklarda başörtüsü, kamusal alanda var olma talebinin, aidiyetin ve haysiyetin sembolüydü.
Üniversite kapısında gözyaşını içine akıtan kızın, çaresizce seyreden babanın ve sessizce yutkunan annenin ortak yarasıydı.
Okul kapılarının nasıl ideolojik hudut karakollarına çevrildiğini gördük.
Başını açmayanın istikbali kapandı.
Benzer görüntüler Azerbaycan'dan geliyor, ilk cümlemiz tereddütsüz, "Azerbaycan yönetimi bu uygulamalardan vazgeçmeli" olmalıdır.
Kardeşlik, yanlışın üstüne şal örtmek değil, kardeşine en sert hakikati söyleyebilme cesaretidir.
Fakat asıl hikâye tam da burada başlıyor.
Son dönemde organize terör çetesi İsrail'in en büyük kâbusu, Erdoğan'ın yön verdiği diplomasi masalarında kendine yer bulamamaktır. Türkiye'nin bölgedeki ağırlığı arttıkça da saf dışı kalma korkusu telaşa dönüyor.
Masada kazanamayınca, masanın altını oyuyor.
Bu yüzden en iyi bildiği şeye, karıştırmaya, bulandırmaya ve siyasi-diplomatik teröre başvuruyor.
Azerbaycan üzerindeki siyasi nüfuzunu Türkiye'nin en hassas toplumsal damarına neşter vurmak için kullanıyor.
On yıllardır topraklarımızda kan akıtan PKK kozunun da elinden alınmasıyla İsrail'in telaş ve panik içinde daha saldırgan bir çizgiye savrulması şaşırtıcı değildir.
Silahlı vekâlet alanını kaptıran organize terör çetesi İsrail, şimdi nüfuz edebildiği ülke halkı üzerinden toplumsal sinir uçlarımıza dokunmaya çalışıyor.
Zira iki ülke arasındaki bağı Karabağ'da, Erdoğan ile Aliyev'in yakınlığında, TEKNOFEST'lerde, meydanlarda gördük.
Dolayısıyla en sağlam düğümü hedef alarak vaziyet belirliyor.
İşte başörtüsü tam burada fay hattına dönüştürülüyor.
Türkiye'de başörtüsü, ilk sarsıntıda yarılacak çatlakların en derinidir.
Sarsıntı kardeş bildiğin kapıdan gelirse iki kez yaralar.
Önce mağdur çocuk için öfkelenirsin. Sonra sorarsın. "Hani kardeştik"
Zehir bu sorunun içine damlatılır.
Bu operasyonun hedefi duygularımız kadar idrak melekemizdir.
Hüküm verme yetimiz felç edilir.
Bakü'deki görüntüler dolaşıma sokulur.
Erdoğan ile Aliyev'in fotoğrafları servis edilir.
Siyasi yakınlık, sessiz bir kararın deliliymiş gibi sunulur.
Ve nihayet faturası Türkiye'ye kesilir.
Netice
Azerbaycan'da okulun kapısı kapalı kalır. Türkiye'de Müslümanlar birbirinin yakasına yapışır.
Uyanık durmamız gereken yer burasıdır.
Müslümanın feraseti burada lazım. Haksızlığı görürken kardeşliği yıkmamak, kardeşliği korurken haksızlığa susmamak.

9