Abdullah Öcalan'ın İsmet İnönü'sü kim olacak

Kalemimin değişmez kıblesi sosyolojidir. Günün rüzgârı hangi taraftan eserse essin, toplumun ruhunda, insanın hâllerinde ve değişen hayat biçimlerinde kavis çizer.

Biiznillah böyle de devam edecek.

Lâkin bazı hadiseler siyasetin kapısından girip aileye, kültüre, kimliğe ve hafızaya dokunduğu anda sosyolojinin sahasına geçer.

Böylesi bir mesele için yine kalemimin ucunu bileyledim.

Kuşbakışı kronolojik bir sürece bakalım ve "Buyurun, Türkiye'nin yeni "ortak yaşam" sahasına hoş geldiniz!" diyelim.

PKK terörünün lideri Öcalan'ın 1999'daki savunmasında "Bu dava demokratik cumhuriyet ve anayasası ile sonuçlandırılacaktır" derken, aynı yıl "Demokratik Türkiye, Demokratik Cumhuriyet" vurgusu yapıyor.

Murray Bookchin'in yerel demokrasi ve komünalizm fikirlerinden de etkilenerek hapiste "Demokratik Konfederalizm" isimli bir kitap yazıyor.

2013 Nevruz'unda "Silahlar sussun, fikirler ve siyasetler konuşsun" çağrısı geliyor, 2015'te formül "demokratik vatan, demokratik ulus, demokratik cumhuriyet" şeklinde belirginleşiyor.

Sezai Temelli 2018'de "ortak vatanda demokratik cumhuriyet" diyor, Günay Kubilay 2019'da "yerel demokrasiyle güçlendirilmiş Demokratik Cumhuriyet" hedefini partinin başat görevi sayıyor, HDP aynı yıl "Demokratik Cumhuriyet çağrımızı yineliyoruz" açıklaması yapıyor.

2023'te Mithat Sancar "Beyannamemizin anahtar kavramı Demokratik Cumhuriyet'tir" diyerek seçim programına yerleştiriyor.

Öcalan'ın Şubat 2025 tarihli "Barış ve Demokratik Toplum" çıkışıyla süreç yeni bir safhaya geçiyor.

Haziran 2026'da Tuncer Bakırhan formülü, "Eşit yurttaşlık, Demokratik Cumhuriyet, Türkiyelilik" diye özetliyor ve nihayet bu hafta 6 Eylül 2026'da Pervin Buldan "Demokratik Cumhuriyet Hareketi" adını telaffuz ederek yeni ismi ilan ediyor.

Böylece 1999'da tez olarak doğan kavram, 2005'te paradigmaya, 2010'larda çözüm modeline, 2023'te seçim programına, 2025'te yeni dönem tasavvuruna ve 2026'da muhtemel bir siyasî hareket adına dönüşmüş oluyor.

Bir kavramın 27 yılda teoriden siyasî ve sosyolojik harekete yürüyüşü...

İlan edilen ismi tabela değişikliği sanan büyük resmi kaçırır.

Yirmi yedi yıldır örülen Demokratik Cumhuriyet, Demokratik Toplum, Demokratik Entegrasyon, Eşit Yurttaşlık ve Türkiyelilik sözlüğü artık yeni bir sosyolojiyi tarif etmeye hazırlanıyor.

Unutmayalım, kelimeler masum değildir, her biri ardında bir insan ve memleket tasavvuru taşır.

Bu süreçte Türkiye'nin sosyolojisi de değişti. Sadece insanlar değil, kelimeler de göç etti.

Cumhuriyet'in başına gelen biraz da budur.

Bir asır kültürel ve sosyolojik tapusu Kemalist mahallenin cebinde dolaşan Cumhuriyet'i, şimdi kıyıda tutulmuş bir sosyolojinin sesi masadan alıyor, önüne "demokratik" sıfatını koyup yeniden tarif ediyor.

Tarihin istihzası da burada başlıyor.

Atatürk'ün kurduğu Cumhuriyet'in üzerinde, Öcalan'ın kavram dünyası, demokratik ulus ve kimliklerin kendi varlıklarıyla müşterek alana katılması yükseliyor.

Aradaki mesafe Ankara ile İmralı arasındaki deniz mesafesinden biraz fazla.

Cumhuriyet'in kurucu lideri "Türk'ün atası" kabul edildi, yıllarca "Ulu Önder" diye yaşatıldı.

Öcalan'ın tasavvur ettiği Cumhuriyet merkeze taşınırsa ona hangi sıfat yakıştırılacak, insan merak ediyor.

Kelime oyununa müsaade buyurun, "Allah kulundan öç alan ulu serok"