Türk Ocağı

Sultan Mahmud Türbesi'nin bulunduğu tarafta bir hareketlilik var. Arabalar yanaşıyor, elleri kürekli adamlar girip çıkıyor.

Güz, dökülen yaprakları mezar taşlarına doğru savuruyor.

Buradaki mezarların yüksekliği şaşırtıyor beni. Sanki taşlarını muhafaza etmek için yukarılara dikmişler gibime geliyor. Çok da süslü taşlar var; kimi denizci, kimi bestekâr isteyen mesleğine uygun motifler kullanmış olmalı. Dalgınlaştım iyicene. Herhâlde ölmeden önce yaptırmadılar bunları.

Epey zaman oluyor, burayı dolaşmıştık. Kimler vardı.. Hafıza değil benimki, dün yediğimi unutuyorum neredeyse. Ama meşahirden çok kişinin yattığını biliyorum burada. Prens Sait Halim Paşa, Ziya Gökalp, İshak Sükûti...

Bakımsız bir yerdi. Koca demir kapıları yıllardır kimseye açılmıyordu. Ağaçlar, otlar basmıştı her yanı.

Şimdi temizleniyor... İşçiler çalışıyor, ağaçlar budanıyor...

Derken orada, mezarlarla ilgilenen başka insanlara da rastlıyorum. Nedir bu faaliyet..

"Türk Ocağı" açılacakmış. Mezarlığın envanteri çıkarılıyor. Bazı yeni düzenlemeler yapılacakmış. Yan tarafta vakıf olarak kullanılan bazı boş daireler vardı, oraları kullanacaklar. Cahit Baltacı'yı aramalıyım. Girişte bir tabela gözüme çarptı: İslâm Medeniyeti Vakfı. Acaba bu tabela da öncekiler gibi boşlukta yüzüyor mu.. Güzel bir dergi idi Cahit Bey'in çıkardığı. Devrinde iyi iş gördü. Sonraları tavsadı. Geçtiğimiz yıllarda Baltacı yeniden canlandırmak istemişti dergiyi ama yine yürümedi...

Ziya Gökalp'in mezar taşı ile karşı karşıyayız.

Özenli bir taş.

Diğer mezarlardan da ayrı duruyor.

Kitabesi şöyle:


Büyük mürşid Ziya Gökalp