Pierre Loti Kahvesi'nin asıl adı "Ragıb Ağa'nın Kahvesi" 1880'lerde kurulmuş. Haliç'i ayaklar altına uzatan bir tepeye yan gelmiş ve karşı sahilleri seyre dalmış. Loti'yi buraya bağlayan bu nefis peysaj olmalı. Tabii o yıllarda buraları çiçekler ve ağaçlarla kaplı tam bir cennet manzarası arz ediyordu. Kahvenin önünden sahile kadar uzanan bayır eskiden mezarlık idi. Şimdilerde tek tük mezar taşları kalmış. Her yan çimenlerle süslü, papatyalar açmış, nefis bir yel hafif hafif çiçekleri okşuyor. Bayırın ortasında çocuklar uçurtma uçuruyor. Birisi uçurtmasının ortasına "Dilek" diye yazmış, ne güzel Allah bu çocuğun ne muradı varsa versin. İstanbul'un içinde artık kafa dinleyecek, az-biraz yeşillik görecek sadece mezarlıklar kaldı galiba. Ortadirek aileler yemeklerini alıp gelmişler. Mezar taşlarının çıkıntıları arasında buldukları bir boşluğa, bir ağaç altına oturup piknik yapıyorlar.
Aşağılarda Haliç; açılan ve yeşil alanlarla kaplı iki yanında spor tesisleri, parklar ile uzanıp gidiyor. Buralara dikilen ağaçlar gün gelip yeşerecek ve büyüyecekler. Hatta Haliç'in bu en pis ve bakımsız bölgesinde yer alan iki adacığın üzeri bile bakarsınız bir bahçeye dönüvermiş. Dalan'ın en hayırlı işlerinden biri olduğuna şüphe yok. Kahveden aşağılara doğru baktığımızda bunu görüyoruz. Sadece karşı sahilde yer alan Sütlüce Mezbahası pis sarı dişleri ile sırıtıp duruyor. Onu da oradan kaldırsalar manzara tamamlanmış olacak.
Kahvenin içinde Pierre Loti'nin resimleri asılı. Kahve tam turistik bir görüntü kazanmış. Neyse ki ahşap yapısına ve bahçesinin el değmemiş hâline dokunmamışlar. Umarım böylece kalır. Aksi takdirde bu Eyüp'ün elde kalan son tepesi de arabalar için park yeri, aileler için alışveriş merkezi ve turistler için ayrılan reyonlarla halktan koparılıp bir avuç azınlığın "dinlence" mekânı hâline getirilebilir. Hafazanallah.

11