Eminönü Merkez İlçe Belediye Başkanı Tarih Aktaş buraya çok emek verdi. Ellerine sağlık, semtin yüzü güldü.
İstanbul'a on beş yıl önce ailece geldiğimizde iki sene Akbıyık'ta oturmuştuk. Buralar o yıllarda artık mahalle olmaktan çıkmıştı. Eski sakinleri terk etmişti evlerini. Anadolu'dan gelenler, aşağılarda Cankurtaran taraflarında oturanlar, iş yerleri istila etmişti. Bakımsızlık, perişanlık kol geziyordu. Sultanahmet Camii'nin etrafı tam bir harabe idi. Sarhoşların, esrarkeşlerin yatağı. Cezaevi'nin bu semtte olması da ayrı bir dehşet havası yaratıyordu. Alemdar Sineması henüz çalışıyordu ama, sinemaya gidecek ahali kalmamıştı. Alemdar Karakolu ayaktaydı. -Güzel, ahşap bir konaktı bu. Sanırım bir ara Talat Paşa oturmuş orada. Yıktılar geçenlerde. Hâlbuki korunabilir bir yapı idi-. Neyse, diyeceğim yüzüne bakılır hâli yoktu Sultanahmet'in.
Geçen yıllar içinde turizm ilerledi. Sultanahmet de civardaki birkaç sefil otel sayesinde "bitli turistlerin" mekânı olarak belirdi. Sonra sonra kıyısından köşesinden temizlenmeye başladı. Parka çekidüzen verildi. İslâm ülkeleri ile aramız düzeliyor, ara sıra konferanslar yapılıyor, konuklar Sultanahmet'e falan geliyorlar, eh etrafa şöyle bir bakmak gerek. Gerek, lakin para nerede, fon nerede Nihayet belediyelerin gelirleri arttı, dış krediler bulundu, şu oldu, bu oldu, Sultanahmet semti de bütün İstanbul gibi yeniden ele alındı.
Sultanahmet Camii ve Meydan'ın alt başından Küçükayasofya'ya sapan sokak. Ahşap ev ve sarmaşıklar, Hanımeli kokusu ve de sırtı dönük bendeniz (1986).Öncelikle Firuzağa Camii önündeki mekânı söz konusu etmeliyim. Eski Roma hamamı kalıntısının olduğu yeri. Burada öğle tatillerinde yarım ekmek dönerlerini yiyen matbaacı çırakları "ayranına" maç yaparlardı. Bu küçücük sahada. Sonra terleri kurumadan, yorgun argın ama en azından bir Fener-Galatasaray maçından çıkmış gibi mutlu Haidelberglerin, Frankenthallerin başına geçerlerdi.
Bu mekân çimenler, çiçekler süs havuzları ile yeniden düzenlendi. Divanyolu'ndan Sultanahmet'e bakanlar artık önlerinde temiz, tertipli bir görüntü bulacak.
Biliyorsunuz İbrahimpaşa Sarayı restore edilerek müze hâline getirildi. Müzelerle mumyaları hiç sevmem. Orada yerinden ve görevinden edilmiş eşyalar, boyunlarını bükmüş öksüz çocuklar gibi duruyor. Bir kısmı bana ebedi mahkûm hissini verir. Müzelerin kasveti de hapishane. Ancak bu saray, hele baharın patladığı günlerde ziyaret ederseniz görülecek yer. İç avlusu, çiçekleri, ne bileyim her şeyi ile. Ama dedik ya müze oldu, demir parmaklıklar ile kaplandı dış yüzü, kocaman zincirler ve kilit. Ürkütücü.

4