Kırk yıl önce İstanbul Gezi yazıları: Fasl-ı Enderun

Marmara Kıraathanesi'nden Çarşıkapı'ya doğru giderken yol üstünde bulunan Beyaz Saray adlı büyük binanın bodrum katında kitapçılar çarşısı var. Adını binadan aldığı için "Beyaz Saray Kitapçılar Çarşısı" diye anılıyor.

Çarşıda yer alan kitabevlerinden biri de Enderun. Enderun'un sahibi İsmail Bey ile sohbet ediyoruz. Beyaz Saray kitapçılığının hususiyetlerini soruyorum, şöyle cevaplıyor: "Beyaz Saray kitapçılar çarşısında otuzdan fazla kitabevi veya yayınevi var. Bu rakam Türkiye'nin en büyük kitapçılar çarşısı sayılan Sahaflar Çarşısı'ndan fazladır. Şimdi rahatlıkla Türkiye'nin en büyük kitapçılar çarşısı Beyaz Saray'dır diyebiliriz."

Enderun Kitabevi sahibi İsmail Bey ile. Yanımızda Nurettin Albayrak (1986).

"Çarşıda yayın yapanların ortak hususiyetleri, dinî ve milli mahiyeti olan kitaplar yayımlamalarıdır. Büyük ölçüde halk kitapları diyebileceğimiz cinsten yayınlardır bunlar. İslâmiyet'le alakasını devam ettiren büyük kitleye hitap ederler. Osmanlı Devleti'nin son zamanlarında litograf tekniği ile dinî kitaplar basan Şirket-i Mürettibiye, Şirket-i Sahafiye cinsinden yayıncıların biraz daha modernleşmiş fakat arzu edilene henüz erişememiş devamları sayılabilir. Uzun zaman dinî eserden mahrum bırakılmış büyük kitlenin ihtiyacını şimdilik nispeten karşılamaktadırlar."

Söz dönüp dolaşıp sonunda Enderun'a geliyor.

Kitabevi merhum Mahiz İz Hoca'nın teşvikleri ile 1969'da kurulmuş. Kuruluşa hemen hemen vaktini sahaflarda geçiren on arkadaş katılmış. Okur-yazarların ara sıra uğrayacakları bir klasik sahaf dükkânı düşünmüşler. Sonradan yeni ilmî neşriyatı bulundurmak, karınca kaderince bir miktar da yayın yapmak fikri doğmuş.

Önceleri Erenköy taraflarında oturduğum için Enderun'un "Cumartesi Toplantıları"na katılamıyordum. İstanbul yakasına nakledince her cumartesi Enderun'a uğramak itiyadı bende de baş gösterdi.

Kitapçı dükkânında sürdürülen sohbetler ananesini devam ettiren bu müessese, gerçekten sahibi İsmail Bey'in ve oğullarının fedakâr, kadirşinas, güler yüzlü konukseverliğinin neticesidir.

Değişik düşüncede insanların katıldığı konuşmalarda zaman zaman sertleşen münakaşalar olursa da, alçak bir sehpada her zaman bulundurulması âdet olan tatlılar, işi sonunda tatlıya bağlar.

Ali İhsan Yurt Hoca'nın sandalyesi ayrılmıştır. Doğrusu bu sandalyeye oturmak her babayiğidin harcı değildir. Fetva makamı gibi bir şey olması bir yana, Ali İhsan Bey'in iri cüssesi kadar göz doldurmak gerekir. Hoca, Türklük ve İslâmiyet konularında taviz vermez tutumu ile hemen her konuda sözü olan, yorumları olan, kendi kendini yetiştirmiş, ülkemizde ender bulunan simalardan biridir. İstanbul yapıları, semtleri, özellikle hamamları hakkında geniş malumatı olan Şinasi Bey gibisine her yerde rastlanılmaz. Ali Bey her zamanki şıklığı, nezaketi, İstanbul Türkçesi'nin o zarif letafeti içinde konuşur.

Mehmet Şevket Eygi sohbetin en koyulaştığı sırada damlar. Çantasını herkese göstererek yere koyar, bütün bakışlar artık çantadadır. Biraz tadını çıkarır bunun. Sonra, "Şimdi hepinizin yüreğini hoplatacağım" diye, çantayı ağır ağır açar ve o gün sahaflar ve benzeri yerlerden aldığı kitapları, hatları bir bir çıkarmaya başlar. Eh, Enderun'da bulunanların ekserisi kitap düşkünü. Nefesler kesilir, bakışlar bulanıklaşır. Çıkarılan kitap elden ele geçer, fiyatı sorulur. Şevket Bey keyiflenmiştir artık, bu keyfine ilaveler yaparak "çok ucuza" aldığını söyleyip milleti çatlatır.