Evcil hayvanların insanlarla dostluğu da bir o kadar zaman önce olmalıdır. Bu dostluk çok uzun zaman sürdü.
Daha düne kadar tarlayı sürüyor, tohumu ekiyor, harmanı kaldırıyor, ürünü ambara koyuyor idik.Kimin sayesindeÖküz efendim, öküz.Bu sebeple Veysel Baba şöyle demiştir: "İrençberler hoşça tutun öküzü."
Bu hizmetleri at'la, katırla, mandayla, eşekle de yaptık. Onların da hatıramızda yeri vardır.
Günümüz toplumunda öküzün esamesi okunmuyor. Çocuklar, gençler öküzle ineğin farkını anlayamıyor. Onlar artık sadece et ve süt için besleniyorlar.Süt dedik de aklıma geldi.
Geçende bir belgeselde süt ineklerini gördüm. Akla ziyan bir manzara. Zavallı inekleri daha fazla süt almak için nasıl bir ıslah sürecinden geçirmişler ki, gövdeleri kadar memeleri oluşmuş.Zaten bu hayvanlar sanayi toplumunun fabrika düzenine uyduruldular. Yem yiyor, süt veriyor, yatıyor, tekrar yem yiyor, tekrar süt sağma makinasına bağlanıyor. Bir nevi makine.İnek inek olmaktan çıkmış bir robot olmuş. Ben bu endüstrinin sütünün "süt" olduğuna inanmıyorum.
Konumuza dönelim.
İnsanlarla evcil hayvanların (hatta tüm hayvanatın) dostluğu tarım toplumunda kalmıştır.Tarım toplumunun şehirlerinde insan topraktan kopmamıştır. Bizde, Anadolu'da bu durum yarım yüzyıl önce böyle idi. Şehirde her evin mütevazı bir bahçesi olurdu. Bu olmasa bile şehirlerin yanı başında mutlaka "Bağlar" diye bir semt olurdu.Memur, tüccar, esnaf, zanaatkâr her zümreden aile yaz gelince bağlara taşınırdı. Bağı olmayanlar kiralardı. (Buna sayfiye de denir).Orada yaz boyu bahçe ile, meyve-sebze ile uğraşılır, kışlık erzak hazırlanırdı. Kuru sebze, salça, pekmez, turşu vesaire.
Erkekler sabah varsa otobüs, yoksa fayton, at arabası, beygir veya eşekle işe gider, akşam dönerdi.
Köpek genellikle evi, bağı-bostanı bekler, bekçilik eder; eğer sürü varsa sürüyle ve çobanla giderdi. (Bugün de öyledir). Kedi sadece sevilen bir obje olmanın ötesinde aslî vazife olarak fare kovalardı.At, eşek, katır ulaşım ve yük taşımada kullanılır; hali vakti yerinde olanlar sadece binek hayvanı olarak at beslerdi. Bunların bazıları faytona veya arabaya koşulurdu.
Tarım toplumunun şehirleriyle sanayi toplumunun şehirlerini karıştırmayalım. Bu yanlış çok yapılıyor. Aralarında yüzde yüz fark vardır.
Sanayi toplumunda hayvanların yerini makinalar aldı.Ve insanlar bunca yıl dost oldukları hayvanlardan ayrıldılar.
Makine hayvan sevgisinin yerini tutamaz. Bu sebeple bu toplumsal değişim hem insanların hem de hayvanların içinde bir yara olarak kanamaktadır.
Karda, yağmurda, soğuk havada nerde bir sokak kedisi veya köpek görsek "Ah, canım sen bu soğukta ne yapacaksın" diye duygulanırız.
Biz tarım toplumundan hâlâ kopamadık. Bakmayın metropolleri dolduran kalabalıklara. Onların çoğu hâlâ köylüdür.Köyler boşalınca sahipsiz kalan köpekler sanki onları takiben şehirlere geldi. Ancak istihdam imkânı olmadığı için açıkta kalıp "sokak köpeği" oldular.Kediler şanslı.Onlar yine evlerimizin, çocuklarımızın sevimli dostları. Gerçi betonarme binalarda fare yok, olsa bile bu kediler fareden korkuyor.
Ülkemizde pek çok kedisever var. Bunların en tanınmışı herhalde Beyazıt Kütüphanesi hâfız-ı kütübü İsmail Saib Efendi
105