Defterdar neresi

Defterdar'a geldiğim hâlde ortalarda Defterdar yok. Yol geçmiş bu semtin üzerinden, koca bir köprü geçmiş. Koca bir semti birlikte alıp götürmüş sanki. Haliç Köprüsü'nün altında kalan Altınyıldız'ın kumaş fabrikası da yıkılmış, birkaç damperli kamyon molozları taşıyor.

Defterdar'ın eskiden bir iskelesi vardı Haliç'te. Haliç'in artık "kayıp" olan iskelelerinden biri. Semte buradan girilirdi. Bu vapur iskelesinin yanında da bir "kayık iskelesi" vardı. Reşat Ekrem Koçu'nun İstanbul Ansiklopedisi'nde verdiği bilgiye göre bu iskeleye bağlı 1966 yılında 4 sandal kayıtlı imiş. Haliç'in karşı yakasına, Halıcıoğlu'na adam başına 25 kuruş alarak dolmuş yapar imişler. "Sandalcılar namuslu fukaradan olup işsizlik yüzünden bir kişiyi 10 kuruşa da sevinerek götürür" imişler o yıllarda. Bakın nasıl otuz senede bir semtin masalı oluşuyor. Bu galiba sadece bizim ülkemize has bir durum. Her otuz yılda bir yıkılıp yeniden yapılan bir başka memleket bulmak kolay değildir.

Neyse ki Defterdar'ın yıkımı üzerine Mimar Sinan yapımı Defterdar Camii görünür hâle gelmiş. Adını bânisi Defterdar Nazlı Mahmud Çelebi'den alan bu cami görünür hâle gelmiş ama bütün perişanlığı ile. Haliç'e bakan tarafında bir alçak kapısı var. Başımı eğerek giriyorum avluya. Aslında burada galiba bir de çeşme varmış, çukurda kalmış teknesinden anlaşılıyor.

Cami'nin mihrap duvarı önünde bânisi Mahmud Çelebi'nin güzel, şirin bir açık türbesi var. Baklava başlıklı dört mermer sütun arasına kenarları dantelli dört kemer atılmış ve bu kemerler üstüne küçük bir kubbe oturtulmuş. Kabrin baş tacı kırılmış. Ayak taşı kitabesi şöyle: "Merhum ve mağfur sâhibü'l-hayrat ve'l-hasenat Defterdar Mahmud Çelebi Efendi ruhu için Fatiha; sene 953 (1546-1547)."

Cami'nin doğru dürüst cemaatı da kalmamış. Etrafında Anadolu'nun kim bilir nerelerinden gelmiş, seyyar satıcılıkla hayatlarını kazanan kişilerinin oturduğu derme-çatma barınaklar var. Üst yanda uzanan bir küçümen sokakta bir levha: "Yayıkağıl Köyü Dayanışma Derneği."