Böyle zamanlar; yani savaş ve ekonomik halleri daha çok farklı sesin çıkması gereken zamanlardır. Bölgemizde savaş devam ederken, üstelik ABD gibi bir devasa güç, İran gibi dirençli bir ülkeye ortada hiçbir sebep yokken saldırıyorken, Türkiye'nin nasıl davranması gerektiği daha fazla görüşle şekillenmek zorundadır. Farklı fikirlerin özgürce ifade edilmesi en iyi neticenin alınmasının tek yoludur.
Siyaset, akademi, medya, -bizde artık izi dahi kalmamış olsa da- sivil toplum kuruluşları kriz zamanlarında bir ülkenin en önemli fikri sermayesini oluşturur. Bunun işe yaraması için de öncelikle her şeyin en iyisini devletin bildiği ve hükümetin böyle zamanlarda yanılmaz bir isabet içinde davrandığı yanılgısından kurtulmak gerekir. Yani eleştiri dahil bütün farklı bakış açılarına alan açmak zarureti, bir nevi beka meselesidir.
Güç sahibi olan devlettir, icra yetkisi de hükümetlerdedir ama sanılanın aksine en iyisini, en doğrusu onlar bilmezler. Nitekim, saldırgan taraf ABD hükümeti ve saldırı emrini veren ABD Başkanı en doğrusunu bilmiyor. İran'a operasyon gerekçelerinin tamamı ilk haftadan çöktü ve savaş bütçesi dahil bütün planlamalar geçersiz hale geldi. Daha fazla bütçeye ihtiyaçları var ve savaşı sürdürebilmek için de "gerçek gerekçeler" bulmak zorundalar. Trump'ın günde en az dört beş kez konuşarak birbiriyle çelişen meşruiyet üretme çabası arayışı da ABD hükümetinin en doğruyu bilmediğini göstermekten gayrı işe yaramıyor.
Bu arada, ABD'nin Vietnam'dan Irak ve Afganistan işgallerine kadar bütün saldırılarının kaderinin aynı olduğunu da unutmayalım. Hepsi ağır insani ve ekonomik kayıplarla sonuçlandı ve hiçbirinde ABD'nin hedeflediği her ne idiyse gerçekleşmedi. ABD ne için saldırdığını bilmezken, ABD adına bu işgal girişimlerine atfedilen "petrol veya ekonomik çıkar" gerekçelerinin de geçersiz olduğu görüldü. Sadece bu üç savaşta bile ABD, trilyonlarca dolar para harcadıktan sonra evine dönmek zorunda kaldı. Bırakın mesela Irak petrolünü ele geçirmek, savaş makinasının harcadığı benzin ve mazotun parasını bile kurtaramadı.
İran'da olacak olan da budur. Mesele ne İran petrolü ne de bu petrolün Çin ve Rusya'ya satılmasını engellemektir. Savaşın henüz ikinci haftasında Trump'ın petrol sevkiyatını mümkün kılmak için, Çin'den Hürmüz Boğazı'na savaş gemisi göndermesini talep ettiğini hatırlayalım.
Gelelim Türkiye'ye...
Hükümet -Cumhurbaşkanı Erdoğan- şu ana kadar savaşta Türkiye'yi zor durumda bırakacak bir hamle yapmadı. Bunda, kamuoyunun büyük çoğunluğunun ABD karşısında ve İran'ın yanında yer almasının tesiri büyüktür. Bir başka önemli faktör ise, NATO'nun ABD'ye dirsek göstermesi ve Türkiye sınırına yaklaşan füzeleri havada durdurarak Ankara'yı rahatlatması oldu. Erdoğan bu iki faktörün üzerinde dengeli şekilde sörf ediyor. Tek istisna, aralarında bizim de bulunduğumuz ve İran'ı suçlayan, ABD ile İsrail'i İran'a saldırdığı için kınamak şöyle dursun bahis konusu bile yapmayan o talihsiz bildiri oldu. O pozisyondan acilen uzaklaştırmamız ve bunu unutturmamız gerekiyor.

6