Erken seçimin basit formülü

Başkanlık Sistemi'nin tabiatı ile bizzat Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın siyasi tabiatı, seçim havası olsun olmasın her günün seçim kampanyası halinde geçmesini hem mümkün hem "mecbur" kılıyor. Seçime odaklılık; bu modelde önceliğinin "memleket meseleleri"nden önce siyasi kapışma olacağını düşünenlerin dahi tahmin edemeyeceği hacme ulaştı. Çünkü sistem gerçekte Başkanlık Sistemi bile değil ve herkesin açıkça söylediği gibi "tek adam yönetimi" ve de aynı zamanda bir protokolü bilinmeyen çok parçalı bir koalisyon modelidir. Görünürde siyasi istikrarın garanti altında olduğu ama uygulamada parçalı yapının hassas dengeler üzerinde özenle korunması gereken bir garip modelle yönetiliyoruz. Dengeler o kadar hassas ki; koalisyon ortaklarının ikili görüşmeleri hep "sürpriz" ve ne konuşulduğu asla açıklanmıyor.

Mevcut modelde aynı zamanda Cumhurbaşkanı'nın kesintisiz olarak koltukta kalması da sanki adı konulmamış bir mecburiyet haline gelmiş bulunuyor. Erdoğan şu an fiilen üçüncü dönemini sürüyor ve her yeni dönemde bir sonrakinde mutlaka göreve devam etmesini mecbur kılacak keskinlikte ve sertlikte icraatlara imza atıyor. Üstelik bunlar bir iktidarın ana görevi ve mesuliyeti olan alanlardaki icraatlar değildir. Yani, ekonomiyi, eğitimi, yargıyı, sanayiyi, tarımı yahut dış politikayı düzeltmek adına atılmış ve kesintiye uğrarsa da ülkenin zarar göreceği türden icraatlar değildir. Aksine, Erdoğan bu alanlarda her şeyin ya yolunda olduğunu ya da yoluna gireceğini söylüyor ama asla kendisini bağlayan bir vaatte bulunmuyor. Hatırlayalım; 2023 yılında kazandığı son seçimde de ekonomiyi, yargıyı veya tarımı düzeltmek yahut da teknoloji üretiminde şahlanma vadetmedi. O konuları es geçti. Bunun yerine ülkenin bekasını koruyacağını, muhalefetin aksine (!) PKK'ya ve Öcalan'a aman vermeyeceğini söyledi. (Çözüm sürecinde yaşananlar bu açıdan ironiktir ama gayet tabii ki bu çelişkiler Erdoğan'ı bağlamıyor.)

Yönetim modeli ve Erdoğan'ın yönetme biçimi temel meseleleri çözmeye uğraşıp risk almak yerine başkanlık kudretini kullanarak siyasi yarışta üstünlük kurmaya odaklanıyor. Bu nedenle kamuoyu "Seçim ne zaman olacak" diye merakla beklerken aslında her gün bir seçim kampanyası olarak geçiyor. İrili ufaklı çok örnek var ama bilinenleri söyleyeyim. Mesela, geçen senenin 19 Mart'ında İstanbul Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu'nun hapse atılması seçim kampanyasının en önemli parçasıdır. Devamında arkadaşlarının ve CHP'li birçok belediye başkanının tutuklanması da öyle. Bir yandan en önemli siyasi rakip diskalifiye edilmeye çalışılıyor, bir yandan onun partisi itibarsızlaştırılıyor. Güçlü, amansız ve tek taraflı bir seçim kampanyası.