Yazar, ABD Ankara Büyükelçisi'nin Ortadoğu'da güçlü liderlik rejimleri önerisini reddederek, demokrasinin zayıf olmasının nedeni otokratlık değil, kötü liderler olduğunu savunuyor. Trump, Orban, Bolsonaro gibi örnekler üzerinden, güçlü lider pozu verenlerin aslında ülkelerini ekonomik ve diplomatik açıdan çökerttiklerini gösteriyor. Peki demokrasi ülkeleri de bugün krizde değil mi, otoriter başarının geçici başarısı daha mı cazip?
Birkaç yıldır, kabaca 10 yıldır demokrasinin zayıfladığı ve hatta işlevini yitirdiğine dair iddialı yorumlar yapılıyor. Yorumlar kadar temenniler de araya karışıyor. Kervana katılan son isim ABD'nin Ankara Büyükelçisi oldu ve biraz daha coşarak "Bölgede müşfik/hayırsever monarşilerin sonuç verdiğini görürüz. Orta Doğu'da işe yarayan tek şey güçlü liderlik rejimleri oldu" deyiverdi. Tabii ki en başta bu laf tutarsız çünkü ne Körfez'de ne de Ortadoğu'da monarşiler ya da güçlü liderlikler işe yaradı. Petrolü olan Körfez devletlerinin çaresizliğini hatta devlete bile benzemezliklerini son ABD-İran savaşında gördük. Güçlü liderlerin yönettiği bölge ülkelerindeki yoksulluk, karmaşa ve sefalet de ortada... Ortadoğu'da denenmeyen tek model demokrasidir ve demokrasi dışı rejimlerin de hepsi başarısızdır. Büyükelçi ve onun gibi düşünenlerin önerisi bu açıdan tartışmaya bile değmez.
Bırakın Ortadoğu'yu güçlü liderlerin yönettiği demokratik ve görece istikrarlı ülkelerin durumu da hiç iç açıcı değil. En başta ABD'nin... Büyükelçi'yi Ankara'ya atayan ve bölgeye de özel temsilci yapan Trump'ın ülkesi, kesinlikle en iyi ekonomik, askeri ve diplomatik dönemini yaşamıyor ve kesinlikle en itibarsız döneminden geçiyor. İçeride ekonomi zorlanıyor, Çin'le gümrük vergisi mücadelesi işe yaramadı ve İran'la savaş fiyaskoyla sonuçlandı.
Trump'ın Macaristan'da yeniden seçilmesi için elinden geleni yaptığı Orban da güçlü liderdi ama ülkesini komşularına kıyasla son derece güçsüz bırakmıştı. Macaristan, Avrupa'nın en kötü performansına sahip ülkesi haline geldi. Bir önceki Brezilya Cumhurbaşkanı Bolsonaro ya da şimdiki Sırbistan Cumhurbaşkanı Vucic gibi. Güçlü lider pozlarıyla hüküm sürüyorlar ama ülkeleri giderek güçsüzleşti ya da güçsüzleşiyor.
Problem demokrasinin artık iyi çalışmadığı veya yetersizliği değildir. Zengin ve güçlü ülkeler bunları demokrasi ve hukukun üstünlüğü sayesinde başardılar. Zenginliklerini devam ettirmeyi de bu sayede başardılar.
Gerçekte otokrat ve despot olan ve "güçlü liderlik" adı altında kamufle edilen başkan veya başbakanlar ise ülkelerini; ya ekonomik olarak gerilettiler ya güvenlik riski içine soktular ya itibarsızlaştırdılar ya da hepsini birden yaptılar.
Aslında "güçlü" de değiller. Sadece despot ve benciller ve de iyi yalan söyledikleri için halklarını bir süre yanıltabilmeyi başarıyorlar. Koltuğa oturduklarında da yalanlarının, dolayısıyla iktidarlarının devamı için demokrasiyi, hukuku, ifade hürriyetini, şeffaflığı, liyakati ve ehliyeti baskı altına alıyorlar. Mutlaka ama mutlaka siyasi rakiplerine hukuk dışı saldırı ve başarabilirlerse onları hapse attırmak da değişmez davranış biçimleridir. Bir ortak özellikleri de ülkelerinin hiçbir temel sorununu çözmeye yanaşmadan, her gün sadece yeni seçimi düşünerek kıyasıya popülizm yapmalarıdır. Bu yüzden olur olmaz her bahaneyle kamera önüne çıkarlar ve çok konuşurlar. Çünkü gerçeklerin duyulmasına mani olmanın tek yolu budur,

7