Cumhurbaşkanı 23 yıl sonra niye hâlâ şikayetçi

Muhafazakar görüşle sahip ve kadrolarının büyük çoğunluğu da dindar kimlikleriyle bilinen isimlerden oluşan bir partinin, bu değerler istikametinde politikalara öncelik vermesi doğaldır. Demokrasilerde iktidarın siyasi kimliğine göre bazı uygulamaların önü daha fazla açılır ve desteklenir. Sağ iktidarda muhafazakar ve gelenekçilik, sol iktidarda seküler hayat tarzı ve sosyal haklar vesaire gibi. Kritik ölçü ise, bir kesimin lehine tatbik edilen politikaların diğer kesimlerin hayat hakkını daraltmaması ve özellikle eşitlik prensibini zedelememesidir.

Türkiye'de bu iki ölçü geçerliliğini yitirmiştir, o da başka mesele… Yani, iktidarın temsil ettiği hayat tarzına dahil olmayan kesimlerin mutsuz olduğu aşikardır. Toplumsal gerilim ve kamplaşma dediğimiz şey de bunun tezahürüdür.

Ne var ki 23 yıla ulaşan ve kesintisiz devam etmekte olan, son derece muhafazakar ve hatta dindar bir iktidar kadrosu eliyle sürdürülen iktidarın "muhafazakarlık", "dindarlık", "aile kurumu" ve "dindar nesil" gibi sembol kavramlarla ifade edilen hayat tarzında gelinen seviyeden bizzat Cumhurbaşkanı ve iktidar sözcüleri de mutlu değildir.

İktidar kanadı, sayısız kez gençlerin ahlaki problemlerinden, aile kurumunun dağılmakta olmasından yahut sosyal medyanın insanları "yoldan çıkarması"ndan şikayetçidir. Cumhurbaşkanı Erdoğan, bu konuda en dertli kişi olmalı. Sık sık ikaz ediyor, dert yanıyor ve problemin derinleşmekte olduğunu tekrarlıyor.

İş başında, ortalamanın üzerinde dindar ve muhafazakar bir iktidar olmasına rağmen ve yıllar içinde bu hayat tarzının destekleyen sayısız uygulamaya imza atmalarına rağmen; sosyolojik evrilme, değişim ve yönelim aynı istikamette gelişmiyor. Hatta kendi ifadeleriyle tehlike büyüyor. Erdoğan en son "Her telefon bir kumarhane haline geldi. Bahis sitelerine karşı müceadele etmemiz lazım" dedi. Aile kurumunun ve gençlerin tehdit altında olduğunu tekrarladı ve özellikle alkol ve uyuşturucu problemine dikkat çekti. İktidarının birinci gününde değil, 23 yılın sonunda söylüyor bunları. Yani, "aileyi korumak ve gençleri doğru yolda tutmak için" tatbik edilen sayısız icraatın ardından…

Hem iktidar şikayetçi, hem de zaten çıplak gözle bile görülüyor ki ağır bir yozlaşma döneminin içinden geçiyoruz. Uyuşturucu, bahis, kumar, çeteleşme, kuralsızlık, yolsuzluk, çürüme ileri düzeydedir. Hatta, iktidarın fikriyatına bakınca dindarlığın artması gerekirken deizmin yaygınlaştığı iddiaları artıyor. Neden

Birçok sebebi var ama meselenin iktidar boyutunun ürettiği tersine etki hepsinden önceliklidir. Toplum iktidarın istediği hayat tarzını, iktidarın istediği norm ve sınırlar içinde yaşamayı kabul etmiyor. Bunu bizzat iktidar eliti sayılan aileler ve çocukları reddediyor. Çünkü, devlet ve iktidar, kendince ne kadar mükemmel olduğunu düşünse de hayat tarzı için "norm" ve "ideal" belirleyemez. Belirlese bile, mümkün değil bu işlemez…