Çözüm Süreci, Halep çatışmasına heba edilir mi

Çözüm sürecinin yol üzerinde karşılaşabileceği en büyük tehlike herhangi bir sebeple çatışma yaşanmasıydı. O çatışma Halep'te Şam yönetimi ile SDG güçleri arasında çıktı… Olup bitenler de Suriye'de istikranın ne kadar kırılgan olduğunu gösterirken, Türkiye'nin en önemli gündemi Kürt meselesinde motivasyonu zayıflatma ihtimalini ortaya çıkardı.

Yeni Suriye'de iç gerilim ve çatışma ilk kez olmuyor. Daha önce de Dürziler ve Aleviler eksenli kısa süreli olaylar yaşanmıştı. Elbette, Esad sonrası onarım ve kuruluş sürecinde böyle çatışmalı gerilimler beklenmiyor değildi. Uzun iç savaş döneminin ardından farklı hikayelere sahip farklı etnik grupların yatışması kolay olmayacaktır. Güvenlik arayışı, gelecek beklentileri ve rövanş tehlikesinin giderilmesi gibi çok önemli unsurların üstesinden gelmek zaman alır. Bazen de bütün bunların ideal seviyede halletmek mümkün de olmaz.

Nitekim iyi dilek ve temennilerin yeterli olmadığı görülüyor.

"Hadi bakalım bir arada yaşayıp gidin" demekle, meselelerin üstesinden gelinemiyor. Suriye'de güvenlik duygusunu kolay kazanamayacak gruplar var ve Kürtler de bunların en başında geliyor. 60 küsur yıllık Baas rejiminde yok sayılan, vatandaşlıkları tanınmayan, kimlik kartı verilmeyen insanların bugün hafızalarını kolaylıkla temizlemeleri zordur.

PKK'nın bir kolu olarak SDG içinde bulunan YPG unsurlarının devamına itiraz etmek ne kadar haklıysa, topyekun Suriye Kürtlerini aynı paranteze alıp onları yine güvensiz ve tedirgin bir geleceğe mahkum etmek o kadar yanlıştır. Madem çözüm sürecinin bir ucu Suriye'ye bağlı, o zaman bunun sadece SDG güçlerinin Suriye ordusuna katılımını talep etmekle sınırlı tutamayız. Bunun yanında aynı zamanda Suriye'deki Kürklerin güvenlik ihtiyacı ve geleceklerine dair pozitif yaklaşımları da göstermek gerekiyor. En başından oradaki Kürtleri himaye eden bir politika en iyisi olacaktı… Bu fırsat kaçırılmış olsa da şimdi hiç olmazsa o insanların kaygılarını giderecek samimi bir yaklaşım sergilemek mümkündür.

Kabul edelim ki Türkiye, çözüm sürecinin başından beri böyle bir yaklaşım sergilemedi. Şam yönetimi ile SDG arasında imzalanan ve bugün görüldüğü gibi problemi çözmekten uzak olan 10 Mart Mutabakatı'na uyulması talebi dışında bir yaklaşım sergilenmedi. Çözüm Süreci içerik ve hedefleri Türkiye içinde konuşulan bir perspektifi aşamadı. Suriyeli Kürtlere mesaj verilmedi, verildiyse de asla anlaşılamadı.