ABD, İsrail, İran... Kim, ne kaybetti
Trump'ın İran'a saldırısı, başlatmadığı bir savaştan en az hasarla çıkan İran'ı güçlendirirken ABD'nin küresel gücünün sınırlarını ortaya çıkardı; peki bu yenilgi Trump'ın siyasi geleceğini nasıl şekillendirecek?
Yazar, 40 günlük ABD-İran çatışmasının gerçek kazananının İran olduğunu iddia ediyor, çünkü saldıran taraf değilken stratejik başarı gösterdi. Trump'ın tutarsız saldırı planı, ABD'nin ekonomik ve askeri caydırıcılığının sınırlarını ortaya koyarken, İran'ı tam tersine psikolojik olarak güçlendirdi. Ancak yazarın, İran'ın gerçekten stratejik bir zafer kazandığını mı, yoksa sadece daha büyük yıkımdan kurtulduğunu mu söyleyebiliriz?
Hızlı, ani ve kesin bir zafer umuyordu, tersi oldu. Hızlı ve beklenmedik bir yenilgi tattı. ABD Başkanı Trump'ın İran'a saldırı sürecinde verdiği en iyi karar, şartları ne olursa olsun ateşkesi kabul etmesi oldu. Biraz daha devam etse içeride iktidarını sürdürebilmesi zorlaşacak ve beklediği zaferden uzaklaştıkça yıpranmaya devam edecekti.
40 günlük savaşın kazananı, sadece savaş daha uzun sürmediği için bile İran'dır. Büyük bir yıkım yaşadı, insanlarını kaybetti ama sonuçta saldıran taraf değildi ve kendisinin savunurken hemen hemen hiç yanlış yapmadı. Çünkü sanılanın aksine planı olan, analiz yapabilen ve sonrasını düşünerek adım atan Tahran yönetimiydi. En çok düşünce kuruluşuna, strateji ve planlama merkezine sahip olan ABD ise düşüncenin d'sinden nasipsiz şekilde savaşın her günü bir sonraki gün ne yapacağını bilemeden şuursuzca saldırdı. Trump ve sadık adamları Hürmüz Boğazı diye yerin varlığını bile İran orayı kapatınca anladı dersek yeridir.
Savaş uzadıkça, Trump'ın sinirleri ve ağzı bozulunca zaten işin ateşkese varacağı büyük ölçüde anlaşılmıştı. Öyle de oldu.
Şimdi, zafer kazandığını ilan ve iddia eden iki taraftan İran'ın iddiası daha akla yatkın görünüyor.
Çünkü, başlatmadıkları bir savaştan olabilecek en az zararla çıktılar. Yıkım yaşadılar ama yenilmediler. Rejimleri hala ayakta ve "koskoca Amerika"yı sadece oturdukları yerden füze göndererek püskürttükleri için muhtemelen bundan sonra daha da güçlü ve özgüvenli olacaklar. 40 yıldır üzerlerinde ağır bir baskı olan ABD saldırısı ihtimalinin enerjisini boşaltmayı başarırken, son aylarda özellikle Suriye'de kaybettikten sonra azalan prestijlerinin en azından bir kısmını geri kazanmış oldular.
İran'ı yakıp yıkıp rejimi değiştirmeyi amaçlayan Trump tam tersine onlara hayal bile edemeyecekleri bir yeniden dirilme imkanı sunarak geri çekildi. Üstelik bölgedeki müttefiklerini İran'la başbaşa bırakarak... Bundan sonra, savaşta füze yiyen Körfez ülkeleri ve diğerleri, İran'ın psikolojik hatta askeri tehdidiyle yaşamaya alışmak zorundadır. Güvenliğe ve huzura dayalı sermaye ve yatırım çekme sistemleri büyük bir darbe aldı. Hayat bundan sonra onlar için çok daha zor olacak.
Trump'ın saçma savaşı öte yandan en büyük düşmanı ve rakibi olan Çin'e de kazandırdı. Gümrük vergilerini artırarak Çin dahil bütün dünyayı dize getirme hayali fiyaskoyla sonuçlandıktan sonra şimdi de askeri caydırıcılığının yetersizliği görüldü. Yani Trump, bir yıl içinde hem ekonomik hem de askeri açıdan ABD'nin gücünün sınırlarını ortaya çıkardı. Gümrük vergisi silahı da uçakları veya füzeleri de onun hayal ettiği kadar güçlü çıkmadı. Artık ABD, ne bir yıl önceki ABD'dir, ne de 40 gün önceki...

4