1785 yılında iki kardeş, İngiliz filozof Jeremy Bentham ve mimar Samuel Bentham; merkezde kurulan bir kuledeki gardiyanın, etrafında çevrili hücrelerde bulunan tüm mahkûmları görebileceği ama mahkûmların onu göremeyeceği bir hapishane tasarladılar.
Projenin adı Panoptikon'du, yani her şeyi gören yer. Projenin en çarpıcı tarafı gardiyan orada olsun olmasın mahkûmların her an gözetlendikleri hissi ile davranışlarını ayarlamaya zorlanmalarıydı. Böylece denetim, dışarıdan dayatılan bir baskı değil otomatik bir özdenetime dönüşüyordu. Buna benzer bir proje, Presidio Modelo (model hapishane), 1932 yılında Küba'da hayata geçirildi.
Bentham, bir hapishane tasarlarken aslında modern iktidar yapısının temel çalışma mantığını kullanıyordu. Sonraları, Fransız düşünür Michel Foucault, 1975'te, Hapishanenin Doğuşu'nda bu hakikati izah etmeye girişti: Modern toplum tam anlamıyla bir hapishane mimarisine göre örgütlenmiştir. Okul, hastane, kışla, fabrika... Hepsi bireyi gözlemlemek, sınıflandırmak, hizaya sokmak ve sistem için kullanışlı kılmak üzere kurgulanmıştır. Foucault'nun analizinin merkezinde modern devlet vardı; şimdilerde, devletleri de etkileri altına alan devâsa ulus-ötesi şirketler merkezi ele geçirmiş durumdadır.
Bu çarpıcı durumu Foucault'dan çok daha önce, yalın ve keskin bir imgeyle dile getiren biri vardır. Said Nursî, 1907 yılında yaptığı tespitte, "Hükûmet dairesinde karşı karşıya kurulan hapishane ile lise mektebi..." ifadesini kullanır. Mektep ve hapishaneyi, hadis rivayetlerinde "Âhirzamanın müstebit hâkimleri, hususan Deccalın yalancı cennet ve cehennemleri bulunur" şeklinde geçen cennet ve cehennem metaforlarını tevil etmek üzere açıklamaya girişir.
Nursî, burada iktidarın iki farklı yüzüne dikkat çeker. Hapishane sistemik itaatsizliğin, uyumsuzluğun, muhalif duruşun, farklı düşünmenin ve kendi değerleriyle yaşama çabasının bedelini gösteren azap, zindan, acı, mahrumiyet, dışlanma ve ceza tehdidinin sembolüdür. Mektep ise modern iktidarın vatandaşlarına sunduğu zevk, arzu ve ödülleri simgeleyen cazip imkânların yolunu açan itaat mekanizmasıdır; Nursî'nin deyimiyle 'cennetin çirkin bir taklidi'dir.
Mektep, sadece ödül sunan bir yapı değil, aynı zamanda bireye sistemin tercihlerini öğretip bunu kendi hayatına adapte ettiren devasa bir tektipleştirme mekanizmasıdır. Tek tip ve tek kanatlı (materyalist) eğitimin, benzer eğlence kültürünün, tipik sanat anlayışının, banal zevklerin ve sıradanlaşmış yemek alışkanlıklarının yaygınlaşması bu mekanizmanın eseridir. İnsanlar, küresel düzeyde benzeşen basmakalıp bir yaşam tarzını kendi hür iradeleriyle seçtiklerini zannederken aslında bu mektepte eğitilmektedir.

10