5. Şua Yedinci Mesele: "İlimle Gelen Dalâlet" - Bediüzzaman'ın fark ettiği tehlike

Bediüzzaman'ın teşhisindeki üçüncü yapısal boyut ise eğitim sisteminin kökten dönüştürülmesidir. Bu süreçte din derslerinden arındırılmış ve manevî referanslardan koparılmış bir maarif ekosistemi inşa edilmiştir. Bediüzzaman, bu tehlikeyi henüz Osmanlı dönemindeyken sezmiş ve çözüm olarak modern fen bilimleri ile din ilimlerini mezceden Medresetüzzehra projesini sunmuştu.

Görüş - Mustafa Eren Bozoklu

Daha önce zekâvet ve uzmanlık bilgisiyle kurulan modern iktidar biçimlerini ve Süfyân'ın zekâveti üzerinden iktidarını nasıl inşa edeceğini ele almıştık. Süfyân, tevilde açıklandığı üzere aynı zamanda zihinleri felç eden teshîr (ikna etme etki altına alma) kabiliyetine sahip olacaktır.

20'nci yüzyıl; Nazi Almanya'sının Halkı Aydınlatma ve Propaganda Bakanı olan Joseph Goebbels'in radyo gibi kitle iletişim araçlarını devasa bir rıza ve algısal teshîr üretme aygıtına dönüştüren propaganda yöntemlerine, Edward Bernays'ın insan bilinçaltını manipüle eden psiko-sosyal mühendisliğine ve kitleleri seküler bir retorikle büyüleyen karizmatik hatiplere sahne olmuştur. Süfyânî teshîr de tam olarak bu modern mekanizmayı kullanır: İnsanları kaba kuvvetle değil; manipülasyon, retorik, devrimci coşku ve büyük idealler vererek zihnen ve ruhen kendine bağlar.

SÜFYAN'IN FARKI

Süfyân'ın yukarıda sayılanlardan temel farkı, ortaya çıkaracağı tahribatı ve iktidarını, doğrudan İslâm toplumunun içinden çıkan ve zihinlerini bu retorikle teshîr ettiği kadrolarla gerçekleştirecek olmasıdır.

Teshîr etmek; eski çağlarda "kehanetler, ayinler, ritüeller, tanrı-kral kültü, demagoji, meydan konuşmaları, tiyatro ve felsefi safsatalar" şeklinde tezahür etmekteydi. Modern zamanlarda ise basın yayın, ulusal destanlar, marşlar, kolektif kimlik sembolleri, radyo, sinema, devasa mitingler, ideolojik afişler, halkla ilişkiler, reklamcılık, televizyon ve bilinçaltı operasyonlarıyla devam etmiştir. Geldiğimiz noktada ise sosyal medya, dopamin döngüleri, yapay zekâ, yankı odaları ve veri madenciliği gibi teshir araç ve yöntemleri kullanılarak iradeye yön verme biçiminde gerçekleşmektedir.

TESHİRİN BOYUTLARI

Ulemayı veya akademiyi silah zoruyla konuşturmak geçici bir etki oluşturur; onların zihnini, yöntemlerini ve meşruiyet kriterlerini manipüle etmek çok daha kalıcı bir dönüşüm sağlar. İlim erbabını teshîr etmenin ilk adımı, hakikatin ölçütünü ve kavram setini değiştirmektir. Oryantalizm gibi zihniyet inşa yöntemlerinin kullanılması; evrim gibi teorilerin ve pozitivizm, determinizm, natüralizm, rasyonalizm gibi belirli metodolojilerin dayatılması etkili olmuş örneklerdendir. İlim çevrelerinin ego ve prestij arzularının okşanması; hangi konunun araştırılacağını, hangi makalenin yayımlanacağını ve hangi projenin öne çıkacağını fon sağlayan vakıfların, küresel şirketlerin ve devlet hibelerinin belirlemesi; aşırı uzmanlaşma sebebiyle buluşunun veya fikrinin kötü niyetli kullanımını göremeyecek bir körlüğün oluşması; fikirleriyle akademi ve ilim çevrelerinde "müesses nizamın dışına çıkmak" damgasını yemek gibi yaptırımlarla karşılaşmak teshîrin muazzam boyutlarını gösterir.

ORYANTALİST METİNLER

Osmanlı'nın son döneminden modern Türkiye'ye uzanan dönemde, teshirin ilk adımları 19'uncu yüzyılda atılmıştır. 19. yüzyıl Batı oryantalizmi, İslâm'ın temel kaynaklarını nesnellik görüntüsü altında materyalist bir bakış açısıyla yeniden yorumlamaya girişmişti. Osmanlı'nın son döneminde İttihatçı kadroların bir kısmı, rasyonalist ve oryantalist ilahiyat anlayışını İslâm kurumlarına taşıyan bir köprü işlevi gördü. Cumhuriyet döneminde medreselerin kapatılması ve Harf İnkılabı'nın ardından oluşan büyük boşluğu ise Tercüme Büroları marifetiyle aktarılan oryantalist metinler doldurdu. Başta ilahiyat olmak üzere tüm eğitim sistemi bu kaynaklardan beslendi.

Böylece halkın tevarüs ettiği bin yıllık samimi din anlayışı ile yeni kurumların ürettiği seküler söylem arasında derin bir uçurum ortaya çıktı. Süfyânî mantığı zamanla özümseyen zihinler, bu durumu bir dejenerasyon değil bir büyük hizmet olarak gördüler. Zamanla seküler fetvâcılık bir aykırılık olmaktan çıkıp sıradanlaştı ve kurumsal bir kimliğe dönüştü.

BEDİÜZZAMAN'IN FARK ETTİĞİ TEHLİKE

Bediüzzaman'ın teşhisindeki üçüncü yapısal boyut ise eğitim sisteminin kökten dönüştürülmesidir. Bu süreçte din derslerinden arındırılmış ve manevi referanslardan koparılmış bir maarif ekosistemi inşa edilmiştir. Bediüzzaman, bu tehlikeyi henüz Osmanlı dönemindeyken sezmiş ve çözüm olarak modern fen bilimleri ile din ilimlerini mezceden Medresetüzzehra projesini sunmuştu. Bu iki kulvarın sentezi sağlanamadığı sürece, eğitim sisteminin piyasa koşullarına uygun seküler bir yapıda kalması ve "aklı fenle aydınlanırken kalbi kararan" nesiller yetiştirmesi kaçınılmaz olacaktı.