"İman edenler Allah yolunda savaşırlar. Kâfirler ise şeytan yolunda savaşırlar. Öyle ise ey müminler haydi, şeytanın taraftarlarıyla muharebe edin. Şeytanın hilesi, cidden zayıftır."(Nisa Sûresi/76)
Şeytanın vesvesesi, vesveseye kapılan kimseye aşılması mümkün olmayan bir dağ gibi görünse de hakikatte örümcek ağı kadar zayıf ve dayanıksızdır. Nitekim yüce Rabbimiz şöyle buyurmaktadır: "...Şeytanın hilesi cidden zayıftır."
Hiç kimse yoluna çıkan bir örümcek ağı sebebiyle ümitsizliğe kapılmaz; menzile ulaşamayacağını düşünüp telaşa düşmez. Örümcek ağını gözünde büyütüp yolundan geri dönmez.
Şeytan, vesvese ile yalnızca günahları süslü gösterir; hayırlı amelleri ise güç yetirilemez yükler gibi göstermeye çalışır. Fakat onun, insanın boğazına zincir takıp harama sürükleyecek yahut zorla ibadetten alıkoyacak bir kudreti yoktur. Ne bir cebri vardır ne de gerçek bir hâkimiyeti.
Hülasa; şeytanın gücü pek zayıftır. İnsan vesveseyi gözünde büyütmez, onu kalbinde besleyip dehşete kapılmazsa; yani onun değirmenine su taşımazsa, vesveseler gelip geçen tesirsiz rüzgârlar gibi dağılır gider. Ve bunlar, Allah'ın izniyle, ne imanın sıhhatine ne de ibadetin kemaline engel teşkil ederler.
Bir yerde titizlik ve hassasiyet, vesveseye dönüşmüşse; orada şeriatin sahibi olan Allah'ın muradı ve şeriatin çizdiği sınırlar gereği gibi bilinmiyor demektir. Çünkü şeriat zorluk ve çıkmaz değil; ölçü, denge ve kolaylık üzere kurulmuştur.
Hassasiyet, insanı kulluğa değil vesveseye sürüklüyorsa; orada şeriatin ruhu ile nefsin kuruntuları birbirine karışmış demektir. Çünkü şeriat hayatı felç eden bir yük değil, insanı istikamet üzere tutan ilahî ölçüdür.
Şeriatın sahibinden daha iyi şeriatçı olmaya kalkışmak, aslında insanın kendi hükmünü ilahî hükmün önüne geçirme tehlikesidir. Bu ise çoğu zaman hakka teslimiyetten değil; nefsin, hevânın veya şeytanın telkiniyle oluşan bir taşkınlıktır. Çünkü kulluğun özü, Allah'ın hükmünü düzeltmeye çalışmak değil; onu anlamaya, yaşamaya ve adaletle tatbik etmeye yönelmektir. Din adına aşırılık da dini hafife almak kadar bir sapma sebebi olabilir. İnsana düşen, vahyin önüne geçmek değil; vahyin rehberliğinde yürümektir.

26