Müslümanların Markurtlaştırılmaları

Ancak insan yalnızca fıtratıyla yaşamaz; içinde bulunduğu çevre, aldığı eğitim, ait olduğu kültür ve maruz kaldığı düşünce dünyası onun yönünü etkiler. Bu sebeple tarih boyunca insanı kendi özünden uzaklaştıran, onu başka inanç, anlayış ve hayat tasavvurlarına göre yeniden biçimlendirmeye çalışan süreçler olmuştur.

Bir insanın yaratılışındaki hakikat arayışını kaybetmesi, hak ile olan bağını zayıflatması ve kendisine sunulan kalıpları sorgulamadan benimsemesi; sadece bir inanç değişimi değil, aynı zamanda bir bilinç dönüşümü olarak da değerlendirilebilir. Bu noktada bazıları bunu mecazî anlamda bir "mankurtlaşma" olarak tarif eder: Kendi köklerini, yönünü ve hakikat ölçüsünü unutmak.

Fıtratın korunması; insanın aklını, iradesini ve vicdanını canlı tutmasıyla mümkündür. Çünkü hakikate ulaşmak, yalnızca doğmakla değil; onu aramak, tanımak ve ona sadakat göstermekle anlam kazanır. İnsan özünü muhafaza ettiği ölçüde kendisi olur; özünden uzaklaştığı ölçüde de başkalarının biçim verdiği bir kimliğe dönüşme tehlikesiyle karşı karşıya kalır.

Müslüman ülkelerde Batı'nın değerleri, ölçüleri ve dünya tasavvuru esas alınarak inşa edilen kurum ve kuruluşlar; sadece bir yönetim modeli değil, aynı zamanda bir zihniyet mühendisliği projesi hâline gelebilmektedir. Bu anlayışın hedefi, Müslümanı kendi inanç kaynaklarından, medeniyet iddiasından ve tarihî hafızasından uzaklaştırmaktır. Kendi değerlerine güvenmeyen, kendi ölçülerini geri kalmış gören, başkasının onayını ilerleme zanneden bir toplum inşa edildiğinde ortaya bağımsız şahsiyetler değil; taklit eden kitleler çıkar.