Kurdun ensesinde bit aramak
MUSTAFA ÇELİK
Toplum olarak başkalarının en küçük hatalarını bile büyütmeye, didiklemeye fazlasıyla meraklıyız. Öyle ki, bazen başkalarının kusurlarını bulmak için gösterdiğimiz çabanın yarısını kendi eksiklerimize harcamıyoruz. İşte tam da bu durumu anlatan güçlü bir söz vardır: "Kurdun ensesinde bit arayacağınıza gidin kümesinizdeki iti bulun!"
Bu söz, insanın önce kendi kapısının önünü süpürmesi gerektiğini hatırlatır. Zira çevremizde çözülememiş onca sorun varken, başkalarının en küçük hatasını büyütmek, hem adaletsizliktir hem de zaman kaybıdır. Kendimizi sorgulamadan başkalarını yargılamak, bizi hem sahte bir üstünlük hissine hem de gerçeklerden uzak bir hayata sürükler.
Bugün sosyal medyada, gündelik sohbetlerde, hatta iş yerinde bile insanların en küçük hataları bile büyük tartışmalara yol açabiliyor. Oysa sağlıklı bir toplum, empatiyle, özeleştiriyle ve sorumlulukla gelişir. Önce kendi kümesimize dönüp oradaki "iti" görmeyi başarırsak, belki de başkalarının ensesindeki "bit" bizi o kadar da rahatsız etmeyecektir.
Kendi hatalarımızla yüzleşmemiz, bizim için bir yaşam ilkesi olmalıdır. Biz önce kendimize bakalım, kendi kusurlarımızı düzeltelim. Çünkü gerçek olgunluk, başkalarını değil, önce kendimizi düzeltmekle başlar. Başkalarının küçük hatalarını ya da kusurlarını eleştirmeden önce, kendi büyük sorunlarını çözmeye bak.
Toplumların kırılma anlarında ortaya çıkan tartışmalar, çoğu zaman gerçek sorumlulukların gölgede kalmasına yol açar. İnsanların değerini küçük düşürmeye çalışmak, onları gündemden silme çabası ya da kendi hatalarını görmezden gelme tutumu; aslında en çok, eleştirilmekten korkanların sığ sığınağıdır. Bu tür bir davranış, hem kişisel hem toplumsal düzlemde cesaretten uzak, yüzleşme kültürünü reddeden bir tutumun göstergesidir.
Oysa her hezimet, her aksaklık ya da her başarısızlık, önce içerden sorgulanması gereken bir gerçeği işaret eder. Çünkü asıl güç, dışarıda değil içeridedir — iç cephede. Bir topluluğun, kurumun ya da bireyin yaşadığı her sarsıntı, önce kendi içinde değerlendirilmeden dış etkenlere bağlanırsa, o sorgulama eksik kalır. İç yüzleşmesinden kaçınanlar, gelişimin kapısını kendi elleriyle kapatmış olurlar.
"Onlar kendileri inkâr ettikleri gibi, sizin de inkâr edip sapmanızı isterler ki, onlarla bir olasınız."(Nisâ Sûresi/ 89)
Bil ki; herkes aslını icrâ etmek istiyor. Kimisi hayırda, kimisi şerde. İyinin gayesi iyiliğe çekmek olduğu gibi, kötünün gayesi de kötülüğe çekmektir. Hayırda çalışan hayrını artırır, sermayesini çoğaltır. Şerde çalışan kötülüğünü artırır, âkıbetini hazırlar. Bu nedenle eleştiri, suçlama ya da kaçış yerine; içe dönük bir değerlendirme, cesur bir özeleştiri ve adil bir sorgulama, gerçek ilerlemenin koşuludur. Namertlik ise, eleştirinin yönünü dışarı çevirmekte değil, iç gerçeği görmemekte başlar.
Namertlik, çoğu zaman mert insanların ışığını kısmaya çalışan bir gölge gibi belirir. Bu gölge, kendi yetersizliklerini saklamak isteyenlerin sebep oldukları bir karanlıktır. Çünkü namertlik; cesaretin, dürüstlüğün ve açık duruşun karşısına dikilen bir düşüklük, bir seviyesizlik hâlidir.
Mert insan, hakikatin ağırlığını taşımayı bilir; sözünün arkasında durur, kendi hatasıyla yüzleşmekten kaçmaz. Oysa namert olan, gerçeğin karşısına geçemez. Bu yüzden de gölgelere sığınır; başkalarını karalayarak kendi eksikliğini örtmeye çalışır.

16