Kibrin fikrin önüne geçmesi

Kibir bilgiyi çoğalttığını zanneder, oysa hakikati söndürür: insan büyür mü yoksa sadece gölgesi mi uzar?

Özet Bu özet koseyazarioku.com tarafından üretilmiştir

Yazar, kibir ve fikri insanın manevi gelişiminin iki zıt kutbu olarak sunuyor ve kibirlenen insanın hakikatten uzaklaştığını anlatıyor. Temel argümanı, gerçek büyüklüğün alkışlarla değil, hakikat karşısında mütevazı kalabilmekle ölçüldüğü iddiasıdır. Peki, çağımızda sosyal medya ve itibar mekanizmaları bu dengede haksızlığa uğramıyor mu?

"Kibirlenerek kaçındı ve kâfirlerden oldu." (Bakara Suresi/ 34)

Burada kibir, hakikati bildiği halde ona teslim olmamayı ifade eder. Kalpte fikir yerine kibir gezmeye başladı mı, insanın boyu uzamaz ama gölgesi büyür.

Güneş batarken gölgeler nasıl uzarsa, hakikat çekildiğinde de enaniyet uzar.

Bazı kalpler vardır; içinde fikir dolaşır, soru dolaşır, arayış dolaşır. O kalpler diri kalır. Çünkü fikir, kalbe hareket kazandırır. İnsan düşündükçe büyür, sorguladıkça derinleşir, öğrendikçe yumuşar. Fikir, insanı hakikatin önünde eğilmeye alıştırır. Eğilmeyi bilen ise kırılmaz.

Fakat bir de kalbe sinsice giren başka bir misafir vardır: kibir. İlk geldiğinde fark edilmez. Kendini "özgüven" diye tanıtır, "kararlılık" diye takdim eder. Oysa zamanla fikirleri susturur, soruları kovar, istişareyi gereksiz görür. Kalpte fikir yerine kibir gezmeye başladı mı, insan artık düşünmez; hükmeder. Dinlemez; buyurur. Anlamaya çalışmaz; yargılar. İşte o zaman küçük insanların büyük gölgeleri oluşur.

Kibir, fikrin düşmanıdır.

Fikir hakikate yaslanır; kibir ise nefsine.

Fikir öğrenmek ister; kibir öğretmek.

Fikir dinler; kibir susturur.

Fikir inşa eder; kibir istila eder.

Küçük insanların büyük gölgeleri oluşur; çünkü ışık arkalarındadır, yüzleri karanlığa dönüktür. Hakikatin karşısında durmayan, hakikatin önünde de duramaz. Gölgelerle heybet kuranlar, güneş doğduğunda yok olurlar.

Gölge büyür, çünkü ışık arkadadır. Hakikat arkada kalmış, yüz karanlığa dönmüştür. Güneş batarken gölgelerin uzaması gibi, hakikat çekildikçe kibir uzar. İnsan kendini olduğundan büyük zanneder; sesi yükselir, tavrı sertleşir, dili keskinleşir. Fakat büyüyen kendisi değil, sadece gölgesidir.

Kibirli insanın en büyük yanılgısı şudur: Alkışı büyüklük zanneder. Oysa alkış kalabalığın sesidir, hakikatin değil. Bir hakikat cümlesi karşısında sarsılan kibir, aslında ne kadar zayıf olduğunu ele verir. Çünkü kibir güçten değil, korkudan beslenir. Yanlış çıkma korkusu, eksik görünme korkusu, sıradan olma korkusu...

Fikir ise cesurdur. "Bilmiyorum" diyebilir. "Yanılmışım" diyebilir. İşte gerçek büyüklük burada başlar. Nefsini küçültebilen insan, hakikat karşısında yerini bilen insandır. Ve yerini bilen, değerini de bilir.

Küçük insanların büyük gölgeleri olabilir; ama güneş yeniden doğduğunda gölgeler kısalır. Hakikat ortaya çıktığında kibir susar. Geriye sadece insan kalır — ya gerçekten büyümüş ya da sadece gölgesine aldanmış.

Kalpte fikir mi geziyor, kibir mi

Asıl soru budur. Çünkü insanı büyüten boyu değil, kalbinde dolaşan misafirdir.

Kalbi fikirle beslemek tevazuyu doğurur. Tevazu ise insanı büyütür; hem kendine karşı dürüst kılar hem başkasına karşı merhametli. Kibir ise içten içe çürütür; alkışla beslenir ama eleştiriyle dağılır.

Asıl büyüklük, gölgenin değil hakikatin yanında durabilmektir.

Çünkü gölge büyüdükçe insan büyümez;

insan, küçüldükçe — yani nefsini küçülttükçe — büyür.