Lâ dinilerin, münkir ve müşriklerin istikamet yön ve yöntem tayin etmeleri karşısında kendi kıblesiyle iftihar etmeyen Müslüman, Müslüman değildir. Dinde kıble hassasiyeti, iman hassasiyetindendir. Haritalar... İnsanlığın kendine çizdiği sınırların en somut hâli. Cetvelle çekilmiş çizgiler, renklerle ayrılmış coğrafyalar... Oysa bu çizgiler ne kalıcıdır ne de hakikatin kendisini temsil eder. Toprağa çizilen her sınır, aslında zamanın ve gücün geçici bir yansımasıdır. Bugün var olan yarın silinir; bugün ayran, yarın birleşir. Ama insanın kalbinde taşıdığı bağlar, haritaların çizgilerinden çok daha derin ve kalıcıdır.
Bizi birbirimize bağlayan şey; aynı yönü tayin eden kıblemizdir. Farklı diller konuşsak da, farklı topraklarda yaşasak da secdede aynı istikamete yöneliriz. Aynı Rabbe el açar, aynı semaya dualar göndeririz. Bu ortak yöneliş, bizi görünmeyen ama kopmaz bir bağla birbirimize kenetler. Haritalar ayırır; kıble birleştirir.
Anadolu'nun rüzgârı eserken, içinde Gazze'nin direnişini de taşır aslında. Çünkü o direniş, sadece bir coğrafyanın değil, bir inancın, bir izzetin direnişidir. Keşmir'in sarp dağları, Arakan'ın sessiz çığlığını duyar; çünkü zulüm nerede olursa olsun, müminin kalbinde yankı bulur. Afrika'nın yorgun ufukları Kudüs'ün duasıyla aynı göğe bakar; çünkü gök birdir, Rab birdir ve umut da birdir.
Bir ümmeti esir etmenin en kestirme yolu, onun yönünü şaşırtmaktır; kıblesini kaybeden kalabalık, hedefini de hürriyetini de yitirir. Ya da daha veciz bir fadeyle söylersek; kıblesi dağılanın istikameti dağılır; istikameti dağılanın iradesi esir olur.
Bir ümmeti esir almak için zincirlere her zaman ihtiyaç yoktur. Bazen görünmeyen bağlar, en ağır prangalardan daha tesirlidir. Bir toplumun elinden istikametini almak, onu dışarıdan kuşatmaktan daha sarsıcıdır. Çünkü yönünü kaybeden, yürüdüğünü zanneder; fakat aslında savrulur. İşte bu yüzden, İslâm ümmetini zayıflatmanın en sinsi yolu, onun kıblesini unutturmakla başlar.

27