Güzel bir İslâmî-kültürel adetimizdir; her Arefe günü ölmüşlerimizin mezarlarını ziyaret eder, Kur'an okur, dua ederiz. Yarına bir hatırlatma da olur ümidiyle bu yazımı kültürümüzde mezar taşlarının anlam ve önemine ayırdım.
***
İslam tasavvufu ve özellikle Hallâc-ı Mansur uzmanı olarak tanıdığımız Fransız Doğu bilimcisi Louis Massignon'un, -yanılmıyorsam yakın zamana kadar İslâm estetiği konusunda tek ciddi çalışma olan- 'Les methodes de realisations artistique des peuples de l'Islam' başlıklı bir makalesi var (Opera Minora III, Beyrut 1963, s. 14). Merhum Burhan Toprak tarafından '
İslam San'atlarının Felsefesi' başlığıyla dilimize çevrilen (İstanbul 1963) bu makalesinin sonunda Massignon şöyle der:
"Hülasa, İslâm sanatını idare eden fikir Ehl-i Sünnet akidesidir. Yani şekillerin üstüne yükselmek, putperestliğe yol açmamak; bir sihir fenerinde, bir fanusta, bir kuklada ya da gölge oyununda olduğu gibi, onları (şekilleri) hareket ettirene ve bir tek Dâimi Olan'a [Allah'a] doğru gitmektir. Sayısız İslâm mezar taşları bize şunu tekrar eder: Hüve'l-Bâkî …"
Mezar taşları… Ve bu taşlara ruh veren hakikat: Hüve'l-Bâkî… Dantel dantel işlenmiş mezar taşlarının, daha doğrusu bizim mezar taşlarımızın yüreklerimize bir gül yaprağı yumuşaklığıyla dokunuşunu hissetmemiz –Allahu a'lem- bu iki kelimelik hakikat cümlesinin bereketi olsa gerek… Hüve'l-Bâkî… "Baki olan O…" İşte mezar taşlarındaki maddeyi manaya, kesreti vahdete taşıyan hakikat: Hüve'l-Bâkî… Mezar taşları bile kesrette vahdeti (çoklukta birliği) gören sufiyi tasdik ediyor.
***
Aslında bizim medeniyetimizin en derin, en belirleyici işaretlerinden birinin mezar taşları olduğu söylenebilir. Her bir mezar taşı bana, bizim insanımızın etten kemikten ayrılan ruhunun kendisine seçtiği yeni bir beden gibi gelir. Baksanıza, birbirinin tıpa tıp aynı olan iki mezar taşı var mı.. Tıpkı insanlar gibi… Ama mezar taşlarındaki bu kesreti de o iki kelime vahdete dönüştürüyor: Hüve'l-Bâkî…
Batılılar ölülerinin resimlerini, heykellerini yaparlar; biz ise -biz biz iken- ölülerimizin mezar taşlarını 'Hüve'l-Bâkî' ile bezemişiz. Her heykel ve resim, resmettiği insanın bir taklididir, Batı estetiğindeki deyimiyle mimesisidir; ama bizde her mezar taşı bir ibdâ', bir ihtirâ'dır.
Mezar taşları… Bazen mâbedlerle kucak kucağa… Hatta Eyüp Sultan'da olduğu gibi evlerle, dükkanlarla iç içe… İnsan oralarda dolaşırken dünya ile ukbâyı aynı anda yaşadığını, 'öbür taraf'ın bir adım ötede olduğunu hissediyor. Herhalde bu yüzden eski insanlarımıza ölüm gerçekten bir yok oluş değil, 'öbür taraf

4