Kur'an'da, özetle, 'dünya ve ahiret için iyi, hayırlı, yararlı iş, davranış' anlamında kullanılan sâlih amel ile iman kavramları, çoğu "iman edenler ve sâlih ameller (sâlihât) işleyenler" şeklindeki ifade kalıbıyla, birçok ayette bir arada kullanılmıştır. Bu açıkça şunu göstermektedir: Nerede iman varsa orada sâlihât yani 'iyi işler' vardır. Sâlihât, kısaca, davranış yoluyla tam olarak dışa vurulmuş imandır.
Bu mesele esas itibariyle insan davranışlarıyla ve dolayısıyla ahlâkla ilgili olsa da, İslâm ilim geleneğinde derin tartışmalara konu olan "iman amelden cüz müdür, değil midir" şeklindeki teolojik problem olarak tartışılmıştır.
Öyle görülüyor ki, iman ile -ahlakı da içine alan- amel arasındaki ilişki meselesine iki şekilde yaklaşmak gerekmektedir. Biri bilgiseldir, diğeri ise dinîdir; yani uhrevi kurtuluş için imanın yeterli görülüp görülmeyeceği ile ilgilidir.
a) Bilgi açısından iman sonuçta bir bilgi ve onaydır (tasdik); dolayısıyla kabul veya redde dayanır, eylem (amel) ile ilgisi yoktur. Bir insan bir tezi kabul ve tasdik edebilir; bu kabul ve tasdik, Allah'ın varlığını ve O'nun vahiy yoluyla bildirdiklerini tasdik ise din dilinde buna iman denir. Veya red ve inkâr edebilir veya şüpheci olabilir ki, din dilinde her ikisine de küfür (inkâr) ve ilhad denilmektedir.
Mezhep imamımız Mâtürîdî'ye göre, fâsıklık (günahkârlık), inanmamak yüzünden olabileceği gibi inandığı halde herhangi bir nedenle Allah'ın buyruk ve yasaklarını çiğnemek (isyan/masiyet) yüzünden de olabilir (Teʾvîlât, 2005, VIII, 340-341). Deneysel olarak da biliyoruz ki, inanan insanlar da mesela bağımlılık gibi psikolojik, çevre etkisi gibi sosyal, aşırı yoksulluk gibi ekonomik nedenlerden dolayı seyyiât (kötülükler) yapabilmektedirler.
Buna karşılık, inanmayan insanların da iyi ve ahlâka uygun davranışlarda bulundukları, mesela Kur'an'da sâlihât içinde sayılan (Bakara 2/82-83) ana babaya, yakın akrabaya, yetimlere, yoksullara iyilik etme, insanlara güzel söz söyleme gibi iyi işler yaptıkları bilinmektedir. Bu sebeple İmam Mâtürîdî, Asr (103) suresinin 2. ayetindeki 'iyi işler (sâlihât) yapanlar' kısmının şu şekilde yorumlanabileceğini ifade eder:
"Güzel ahlâk vb. konulardaki 'iyi işler', Müslüman olsun olmasın, herkes tarafından bilinir. Nitekim (Âl-i İmrân 3/110. ayette) 'Siz, insanlar için ortaya çıkarılmış en hayırlı topluluksunuz; maʿrûfu (iyi olarak bilineni) emreder, münkerden (kötü ve rahatsız edici olarak bilinenlerden) sakındırırsınız' buyurulduğunu görürüz. Bu nedenle biz diyoruz ki: Maʿrûf, insan doğal yapısında ve aklında iyi olarak bilinen, münker de insan doğasının hoşlanmadığı şeydir

4