İslâm öncesi Mekke kentinde Câhiliye zorbalığı, maddecilik, zenginlerin yoksullar üzerinde kurduğu tahakküm bu kentin eşrafının baskın özellikleriydi. Ignaz Goldziher, 'Le dogme et la loi de l'Islam' başlığıyla Fransızcaya çevrilen eserinde (s. 4) "yoksulların ezilmesi, zenginlerin açgözlülükleri ve iş hayatındaki sahtekârlıkları, toplumsal huzura ve insanî ödevlere karşı ilgisizlikleri" gibi toplumsal sorunların, Hz. Muhammed'in ruhunda peygamberlikten önce de derin tesirler uyandırdığını yazar.
Bu nedenle İslam'ın Mekke döneminde iş ve ticaret ahlâkının temelini oluşturan genel ahlâk ilkeleri konmuş, Müslümanların toplumsal hayata geçmeye başladığı Medine döneminde ise hukukî düzenlemeler getirilmiştir.
Genel olarak kanaat, tevekkül, sabır, şükür, rıza, takva gibi bireysel erdemlere dair çok sayıda ayet ve hadis, iş ve ticaret hayatıyla da yakından ilgilidir. Bunun yanında sosyal ilişkileri düzenleyen adalet, doğruluk ve dürüstlük, ahde vefa, merhamet, yardımlaşma, hoşgörü, af, infak, ihsan gibi ahlâk konularıyla ilgili ilâhî ve nebevî mesajlar iş ve ticaret ahlâkının da bağlayıcı prensiplerini oluşturur.
***
Kur'an-ı Kerîm 'dünyevileşme'yi reddetmekle birlikte din ve dünya işleri arasında makul bir denge kurulmasını istediğini gösteren çok sayıda ayet ve hadis vardır.
Çalışma, üretme ve servet edinmeyle ilgili Kur'an ve hadislerdeki makul yaklaşım sonraki bazı İslâmî kaynaklara da yansımıştır. Bin yıl önce vefat etmiş olan Râgıb el-Isfahânî, ez-Zerî'a ilâ mekârimi'ş-şerî'a (1985) adlı eserinde (s. 90, 97) "insanların, kendilerinin ve başkalarının yararlanması için dünyayı mamur etmelerini (imâretü'l-arz) ister ve bunu "Allah yolunda cihad ve ibadet" sayar.
İslâm âlimleri çoğunlukla insanın halifeliği ile ilgili ayetleri de yer yüzünün imar edilmesi ve uygarlığın geliştirilmesi yükümlülüğünü içine alacak şekilde yorumlamışlar; iş ve ticaret ahlâkını, bu misyonun gerektirdiği erdemlerle donanma, bu görevin ifasına zarar veren duygu ve düşüncelerden nefsi arındırma (tezkiyetü'n-nefs) olarak anlamışlardır.
Bu konuda oldukça gerçekçi olan Mâverdî (ö.1058), toplumsal düzeni sağlayıp yaşatmanın altı temel şartından birinin de 'geniş emel' olduğunu belirtir (diğerleri: yaşanan din, etkin yönetim, kapsamlı adalet, genel güvenlik, yaygın refah). Mâverdî bu kavramı, daha iyi bir gelecek, daha gelişmiş bir ülke ve daha müreffeh bir toplum projesi olarak açıklar (Edebü'd-dünyâ ve'd-dîn, 1978, s. 146).
***
Klasik ahlâk kaynaklarında kazanma hususundaki kurallar arasında şunlar zikredilebilir:

10