Geçen perşembe günü (30 Temmuz) Faslı ve Cezayirli oldukları bildirilen 60.000 kadar sığınmacı, Fas'tan Kuzey Afrika'daki İspanya toprağı olan Ceuta (Sebte) kentine kaçak geçiş yapmış; bu olay İspanya ve diğer Avrupa Birliği ülkelerinde büyük kaygılara ve ek önlemler alacaklarına dair söylemlere yol açmıştı. Ceuta Özerk Kenti'nin Başkanı J. Jesus Vivas, kente yaklaşık 60 bin düzensiz göçmenin girdiğini, hayatını kaybedenlerin sayısının 34'e çıktığını duyurmuştu [Pazartesi ölü sayısı 88'e çıktı].
Basındaki haberlere göre İspanya Başbakanı Sanchez, "Hükümet, Ceuta halkının güvenliğini ve şehirdeki huzuru sağlamak için devletin tüm imkânlarını kullanacağız" demiş. Önlem olarak denizde fiziksel bir bariyer kurulacağını, düzensiz yollarla İspanya'ya gelen göçmenlere ilişkin geri gönderme işlemlerinin hızlandırılacağını belirtmiş.
Basında ayrıca kitlesel akının Avrupa'da krize yol açtığı, Fransa'nın İspanya sınırındaki kontrolleri sıkılaştıracağını duyurduğu belirtiliyor; AB yetkililerinin gelişmelerden kaygı duyduklarından ve ek önlemler alacaklarından bahsediliyordu.
Cuma günü Hürriyet.com.tr'nin "Dünya Haberleri" köşesinde bu olaya başka bir pencereden, insanî açıdan bakılıyordu. Haber, "Bir şehir, dünyayı şoke eden üç fotoğraf... Akdeniz'de neler oluyor" başlığını taşıyordu. Üç fotoğraf, önce -aşağıdaki gibi- bir arada, sonra da ayrı ayrı verilmişti.,
Başlığın altında önce şu satırlar yer almıştı:
"İspanya'nın Kuzey Afrika'da bulunan toprağı Ceuta'da geçtiğimiz hafta dünyanın gözü önünde bir insanlık dramı yaşandı. Aralarında küçük çocukların da bulunduğu binlerce kişi Fas-İspanya sınırını aşıp Avrupa'ya geçmeye çalışırken yürek parçalayan görüntüler ortaya çıktı. Ceuta'da çekilen üç fotoğraf ise tarihe geçti."
Müslümanlarla ilgili bu türden "yürek parçalayan" insanlık dramları yıllarca yaşanırken Müslüman ülkelerin liderleri, devlet kurumları, sivil toplum örgütleri, üniversiteleri... her zamanki yaptığını yaptı; yani hiçbir şey yapmadı. Kendi vatandaşlarının ekmeğini ve onurunu yine dert edinmedi.
Kendi alanımdan konuşursam, bütün bu utanç verici, haysiyet kırıcı insanî dramlar karşısında din âlimlerimizin, dinî yükseköğretim kurumlarımızın artık dogmatik uykularından uyanmaları, kafalarını klasik kaynaklardan kaldırıp dünyayı kaygılandıran ve meşgul eden bu tür insanî meseleler üzerine eğilmeleri gerekmez mi
Dünya neleri konuşuyor; müslüman din âlimleri nelerle uğraşıyor!...
Kur'an ve Peygamber, "İnsanınızın can yakıcı meselelerine sırtınızı dönün" mü diyor
Bütün Müslüman çoğunluklu ülkelerde yokluklar, açlıklar, gelir dağılımındaki bozukluklar, hak hukuk ihlalleri, makam mevki hırsları, ideolojik kışkırtmalar ve parçalanmışlıklar, kayırmacılıklar ve bütün bu ve benzeri problemlerin sonucu olan kaosun ürettiği eski nesil ve yeni nesil suç örgütleri... Din âlimlerini ve dinî kurumlar böylesi felaketlere nasıl sessiz kalır

10