Bitmeyen sorunumuz: Cemaatler

Malumunuz: 200 yıldır çözemediğimiz tarikat-cemaat benzeri yapılar ile ilgili sorunumuz bugünlerde yine ülkemizin gündeminde. Önce toplumun "Süleymancılar" dediği yapıya, sonra da "devletimizin "Kuytulcular" dediği oluşuma karşı operasyonlar başlatıldı; gözaltılar, tutuklamalar oldu.

Meselenin hukuki ve ekonomik yanı ile siyasi ilişkiler boyutu hakkında bir şey söylemek bana düşmez. Ama halkımızla ilişkisi bakımından cemaatler meselesi temelde dinîdir. Zira özellikle son yallarda bu tür yapıların ortalıkta görülenlerinin tamamı dini 'kullanıyor'.

Onun için ben de konunun dinî boyutuyla ilgili düşüncelerimi sunacağım.

Öncelikle belirtmeliyim ki, demokratik bir ülkede bireyler ve gruplar, diğer hakları gibi dinî haklarını da baskı ve töhmete maruz kalmadan -hukuk devletinin prensipleri çerçevesinde- özgürce kullanırlar. Bunun hem garantörü hem de denetleyicisi ise devlettir; devletin ilgili kurumları, yetkilileridir.

Cumhuriyet'in ilk çeyreğinde uygulanan yasakçı tavrın işe yaramadığını, meselenin 1960 ve sonrasındaki darbelerle de çözülemediğini toplum olarak acı sonuçlarıyla gördük.

***

Cemaatler sorunu bütüncül olarak ele alınmalı

Kanaatimce devletin 'cemaatler meselesi'ni parça parça ele alması tam olarak doğru değildir. Aksine, -şu cemaat bu cemaatten önce- ortada mutlak manada bir 'cemaatler' sorunu, -belirttiğim gibi- dini 'kullanma' sorunu var. Devlet öncelikle sorunu böyle görmeli, toplumsal bir sorun olmayacak şekilde tedbirler almalı ve kararlılıkla uygulamalıydı. Ama devlet sorunu böyle görmedi, gördüyse tedbirler alıp uygulamadı. Sonuçta devletin gözünün önünde -bizzat devlet adamlarının iddiasına göre- vatandaşlar yüz milyarlarca lira soy(dur)uldu. Dine ve topluma verdikleri başka zararların ise haddi hesabı yok.

Oysa hukuk devleti olmanın gereği, hukuk prensiplerinden şaşmadan, yan tutmadan, dinî-lâdinî olduğuna bakmadan, toplumun huzuruna, refahına, maddi ve manevi gelişmesine zarar veren, verdiği tecrübelerle sabit olan hareket ve yapıların şerrinden toplumu korumaktır. Devlet öncelikle bunun için var.

Önemli bir nokta da şu: Modern devlet, suçluları cezalandırmaktan daha önemlisi, suç işleme imkânını ve ortamını olabildiğince daraltmayı önceleler; buna da eğitim ile başlar. Bu yaklaşım, vatandaşın faydasına olan pek çok sonuçları yanında, kutsal dinî değerlerin istismar edilmesini de önler.

Bu çerçevede modern devletin öncelikli görevlerinden biri, dinî görünümlü oluşumlara illegal yollardan adam, para ve makam devşirme imkânı bırakmayacak bir eğitim felsefesi geliştirip, ayırımsız uygulamaktır. Bunun için de eğitim ve öğretimimin devletin tam kontrolünde olması gerekir. Cemaat ve tarikatların kuşatması altındaki bir eğitim ortamında bunu yapmanın mümkün olmadığı açıktır.

***