Günümüzde, insanlık olarak varlığımızın bir geleceğinin olduğundan kuşku duymamız gerekiyor; bu kuşkuyu haklı kılan bol miktarda veri mevcuttur. Kötü giden çok şey var ve insanlığın bunları çözmesi gün geçtikçe zorlaşıyor. Rusya–Ukrayna savaşı, Gazze katliamı, ABD/İsrail–İran Savaşı en yakın örnekler... Bunlar insanlığı kara kara düşündürüyor olmalıdır [Trump, parmağının altındaki kırmızı buton ile dünyaya nükleer bomba tehdidi savurmuş olabilir].
Hepsi de kandan beslenen mahlukların; Trump, Netanyahu, Hegseth, Ben-Gvir ve benzerlerinin eline düşmüş bulunan insanlığın akıbeti büyük risk altında... Öncelikle İsrail'in sahip olduğu nükleer, kimyasal vs. silahlar, -bu ülkeyi kuşatan psikolojik/dinî saplantılar dikkate alındığında- tüm insanlığı yok oluşa götürecek kadar tehlikeler taşımaktadır.
İnsanlık, İsrail ve ABD'nin sorunları şiddetle yönetmelerine izin vermemelidir. Entelektüel ve ekonomik kapasitelerini düşünürsek dünyada barışı sağlayacak kadar güçlü olan Avrupalılar, dilerim, İspanya'yı ahlâkî duruşunda yalnız bırakmazlar. Fakat Orta Doğu'da yaşanmakta olan savaş, şimdiki halde Avrupalıların, haksız savaş karşısında kararlı bir irade ve cesaret taşımadıklarını, 'haksızlık karşısında susan şeytan' olmayı sürdürdüklerini göstermektedir.
***
Artık hepimiz, küçülen dünyamızda, etnik, dinî, ideolojik vb. aidiyetlerimizi insanlık ortak noktasında buluşturmaya mecburuz. 'Dünya vatandaşlığı' ütopik bir vizyondur; ama 'dünyanın global bir köy haline geldiği' gerçeğini düşünürsek, çağımızda 'dünya vatandaşlığı'nı hayatımızın son aidiyet halkası olarak görmeye ihtiyacımız var. Zira dünyanın geleceği artık hepimizi ilgilendiriyor; Filistin'de, Gazze'de, Beyrut'ta, Kiev'de ve diğerlerinde üzerlerine bombalar yağdırılan sivilleri, kadınları, gençleri, öğrencileri hepimiz izliyor; yöneticilerin ve generallerin çıkardığı savaşlarda masumların can verdiğini, üstelik büyük çevre sorunlarının yaşandığını görüyor, üzüntülere boğuluyoruz.
İnsanlık vicdanı buna razı olmamalıdır. Geçmişte yaptıklarımızı yine yapmamalıyız; çünkü dünya eski dünya değil. Netanyahu ve Trump gibi barbarlıkta sınır tanımayan çılgınların kurallarını koyduğu, diğer Doğulu ve Batılı liderlerin onlara selam durduğu bir dünyada insanlığın geleceği yoktur.
Ayrı vatanlara, kültürlere, fikirlere, inançlara yine sahip olacağız. Ama birbirimizi öldürmeden... Aksine birbirimizi daha çok yaşatmak için çalışarak... Bilim ve teknolojinin nimetlerini birbirimize aktararak...
Geçen yüzyılın ilk yarısında dünya, 80 milyon insanın öldürüldüğü Avrupa merkezli iki cihan savaşı yaşadı. Daha beter olduğundan kuşku duyulmayan üçüncüsünün çıkmaması için insanlığın kafa kafaya verip, gücün ve zenginliğin kudurttuğu Trump denilen insan görünümlü mahluk ve aynı familyadan Netanyahu denilen kan emiciyi durdurmaları gerekiyor.
Doğrusunu söylemek gerekirse, bugün Batı dünyası, bir yandan kurduklarını zannettikleri ahlâkî ve insani sistemlerinin çöküşüne tanıklık ederken, diğer yandan dünyayı bu çöküşten kurtarabilecek eğitimli-entelektüel kişilere ve kurumlara da sahiptir. [Fakat çoğu ABD'de ve Batı'da bulunan çok sayıdaki bu eğitimli-entelektüel kişilerin ve kurumların seslerini çıkarmamaları beni hayrete düşürmekledir. Şimdiki halde Müslüman dünyanın -sözde- dinî entelektüellerinin ve akademik kurumlarının tamına yakını bedenleriyle 21. yüzyılda, zihinleriyle 11. yüzyılda yaşadıkları ve gerek kendi onurları ve değerleri gerekse insanlığın selameti üzerine çağdaş bir bilinç taşımadıkları için onların durumları hayret etmeye bile değmez. Buna İran'ın molla rejimi taraftarları da dâhildir.]

5