Adaletin özü kul hakkına saygıdır

Kur'ân-ı Kerîm'de 'ölçü ve tartı (mîzân) işlerini adaletle yapmak', bir doğruluk ve dürüstlük sembolü olarak kullanılır. İki ayette "Ölçü ve tartıyı (mîzân) adaletle yapın" buyrulur (En'âm 6/152; Hûd 11/85). Buna yakın ifadeler başka ayetlerde de geçer. Bu tür ifadeler, kul haklarıyla ilgili doğruluk ve dürüstlüğün ölçüsü olan adalet ilkesinin sembolik anlatımları olup, insan ilişkilerinde doğruluk ve dürüstlüğün, adaletin her alanda kesin bir buyruk olduğunu bildirir.

İslâm'dan önceki bazı peygamberlerin dilinden de kısmen farklı ifade kalıplarıyla fakat yine 'mîzân' (terazi) sembolü kullanılarak yine adalet mesajı verilmiştir. Bu anlatım, İslâm'ın kul haklarını gözetmeyi evrensel bir ahlâk buyruğu olarak kabul ettiğini gösterir.

HHH

Kur'an'daki hak, adalet, kıst, mîzân ve bunlarla aynı anlam alanına giren kavramlar hadislerde de sıkça geçmektedir. Kul haklarına riayet ilkesini ihlâl mahiyetindeki tutum ve davranışları tek tek veya grup halinde zikrederek bunların yanlışlığını, kötülüğünü, dünya ve ahirette doğuracağı zararları anlatan pek çok hadis vardır. Belirtilen erdemler açısından ilke mahiyetindeki hadislerden bazıları şöyledir:

"Müslüman Müslümanın kardeşidir; ona zulmetmez, onu kötülemez, onu aşağılamaz. Kişinin Müslüman kardeşini aşağılaması ona kötülük olarak yeter."

"Hiç kimse kendisi için beğenip istediğini kardeşi için de istemedikçe iman etmiş olmaz."

"Allah'a ve ahiret gününe inanan kimse komşusuna asla eziyet edemez."

"Bir kimse insanlara merhamet etmezse Allah da ona merhamet etmez."

"Kanlarınız, mallarınız, şeref ve namuslarınız birbiriniz için kutsal hac ayları ve günleri kadar saygındır, dokunulmazdır."

"Müslüman, elinden ve dilinden başka Müslümanların güvende olduğu kimsedir."

Kul haklarına zarar veren kimseyi "müflis" olarak niteleyen Hz. Peygamber bunu şöyle açıklamıştır:

"Bu kişi ahirette namaz, oruç, zekât gibi ibadetlerini yerine getirmiş olarak Allah'ın huzuruna gelir. Bununla beraber öyle günahlarla da gelir ki, kimine sövüp saymış, kimine iftira etmiş, kiminin malını yemiş, kiminin kanını akıtmış, kimini dövmüştür. Bu durum karşısında onun ibadetlerinden elde ettiği sevaplardan alınıp hak sahiplerine dağıtılır. İbadet ve iyilikleri bu hakları ödemeye yetmezse hak sahiplerinin günahlarından alınıp hak yiyenin günahlarına eklenir. Böylece sevapları elinden gitmiş, günahları ise daha da artmış, dolayısıyla müflis durumuna düşmüş olan bu kişi cehenneme atılır."