Şimdi ihanet belgesi diye sunulan Dürrizade fetvasına 1920'de kimse inanmıyordu

- Padişah, İngilizler tarafından sıkı sıkıya kontrol ediliyor;

- Onunla şimdilik özel temas kurmak mümkün değildir;

- Millet bağımsızlığını, toprak bütünlüğünü kurtarmak ve halife ve padişahın bağımsızlığının elde edilmesini istiyor;

- Padişahın da bunları istediğinden şüphemiz yoktur; Padişah kendi ağzıyla bana aksini söylese, yani 'Ben İngilizlerle işbirliği yapıyorum' dese dahi bunun ona baskı ve zorla söylettirildiğine inanırım.

Güzel...

Şimdi devam edelim tutanaklardan TBMM başkanı Mustafa Kemal Paşa'nın sözlerini okumaya:

"Daha dün okuduğumuz iftiradan ibaret olan fetva hepinizin malumudur. Özgürlüğüne sahip olan bir Halife böyle fetva verdirir mi Hepinizin bildiği gibi, hükümetin gönderdiği emirler yoruma muhtaçtır. Savaş Bakanı (Harbiye Nâzırı) Fevzi Paşa namus, şeref ve haysiyetinden şüphe etmeyeceğimiz bir arkadaşımızdır. Bize gönderdiği bir emirde "İngilizlere saygı göstereceksiniz, emirlerini dinleyeceksiniz, böyle hareket etmezseniz mahvolacağız" diyordu. Bazı zayıf düşünceli kişiler muhtemelen (emrin samimiyetinden] tereddüde düşüyorlardı. Fakat biz bunun düşman tarafından not edildiğine (yazdırıldığına) hükmettik. Yaveriyle haber gönderdi, "Aman, Fevzi Paşa süngü altında, o emre önem vermeyin" diye. İstanbul'un acı baskısı altında biz dahi olsak, insanız, işitildiği takdirde mahvımıza sebep olacak bir sözü nasıl söyleyebiliriz"

Bu müthiş paragraf ise bize özetle şunları söylüyor:

Şeyhülislâm Dürrizâde'nin 10 Nisan 1920 tarihli fetvası için Mustafa Kemal Paşa "iftira" diyor, "bağımsız olan bir padişah böyle fetva verdirir mi" diye de ekliyor, İstanbul hükümetinin gönderdiği emirler yoruma muhtaçtır, zira baskı altındadır da diyor; - Fevzi Paşa'nın Millî Mücadele aleyhindeki göstermelik emirleri İngiliz süngüsü altında yazılmış; - Biz de İstanbul'da bulunmuş olsak, başka türlü davranamazdık diye de ekliyor. Demek Şeyhülislâm Dürrizâde Efendi'nin meşhur fetvasına Mustafa Kemal Paşa 1920 yılında "iftira" diyormuş. İyi ama aynı fetva şimdilerde İstanbul'un/Osmanlı yönetiminin hainliğinin resmi diye sunulmuyor mu bize

Peki "Ben dahi İstanbul'da olsam farklı davranamazdım" diyen bir Mustafa Kemal'i bu resmin neresine oturtacağız

Fetva nasıl alındı

Siz bunları düşünedurun, ben Fevzi Paşa'nın Ankara'ya gelişi üzerine mecliste Mustafa

Kemal'in ısrarıyla yaptığı konuşma dosyasını açıyorum.

Dikkat edin, Mustafa Kemal, Fevzi Paşa'yı Sultan Vahdettin'in zatından, çevresinden, yakınından bilgi vermek üzere meclis kürsüsüne çağırmıştır. Burası ziyadesiyle mühim.

Fevzi Paşa da yaptığı konuşmada Yıldız Camii'ndeki görüşmesinde Padişahın "fevkalade heyecanlı" göründüğünü, İngilizlerin İstanbul'u işgali üzerine Cuma namazına gelmek istemediğini (zira işgal altındaki bir ülkede Cuma namazının farziyeti düşer), ancak dinî bir görevi terk etmenin uygun olmayacağını düşünerek geldiğini, kendisine "Enkazın altında ezildik" diye yüreğinin kan dolduğunu söylediğini aktarır.

Sultan Vahdettin ertesi günkü buluşmalarında Fevzi Paşa'ya birkaç defa ısrarla