Marx Türkçe, Engels de Farsça öğrenmeye kalkmıştı

Öte yandan Basra Körfezi ile Hazar Denizinde İngiltere ile Rusya arasındaki rekabet kızışmıştı. İşte tam bu sırada Londra'da mülteci olarak bulunan Friedrich Engels bu 'küçük dünya savaşı'nı anlamak ve analiz etmek için masaya oturdu ve Farsça öğrenmeye başladı.

Arkadaşı Karl Marx'a yazdığı mektupta Arapçayı "Semitik dillere karşı doğuştan nefretim var" diye bir kenara ittiğini söyledi. Öte yandan Farsçayı "çocuk oyuncağı" diye küçümsemiş, gramerini pek basit bulmuştu. "Üç haftada Farsçayı hallederim" diye yazıyordu dostu Marx'a. Sir William Jones'un eski Farsça grameri çoktan masasının üstündeydi.

Zamanla Farsçasını ilerletmiş, gece yarılarına kadar Hafız-ı Şirazî'yi okuyordu Engels. Marx'a yazdığı mektupta, "Sefih ihtiyar Hafız" diyordu İranlı şaire. Farsça nesri ise "ölümcül derecede sıkıcı" bulmuştu.

Peki ya arkadaşı Marx ne yapıyordu

O da aynı yıllarda, Kırım Savaşı'nın hararetinde Osmanlı'yı, Rusya'yı, "Şark meselesi"ni didik didik ederken Türkçe ve Arapça öğrenmeyi aklına koymuştu.

Wilhelm Liebknecht'in yıllar sonra kaleme aldığı hatıratında (Karl Marx: Biographical Memoirs) bu niyet açıkça belirtilir: Marx Türkçe öğrenmeye niyetlenmiş fakat başaramamıştı. Ne var ki bu merakı hiç sönmemişti.

Hayatının son on yılında (1873-83) tekrar Türkçeye yöneldiğini görürüz Marx'ın. Siyaset bilimci Isaiah Berlin'in klasik biyografisinde belirttiği üzere bu kez Türkiye'deki tarım şartlarını daha iyi anlamak için Türkçe ve Rusça öğrenmeye çalışmıştı:

"Son on yılında, bu ülkelerdeki tarım şartlarını incelemek amacıyla Rusça ve Türkçe gibi tamamen yeni diller öğrenmeye başladı. Eski bir Urquhart müridi olarak Yakın Doğu›da yıkıcı ve demokratikleştirici bir güç olmasını beklediği Türk köylülüğüne umut bağlamıştı." (Karl Marx: His Life and Environment, 1949, s. 263.)

Açıkça görüldüğü üzere Marx, Türk köylüsünü (Turkish peasantry) sadece pasif bir tarım unsuru olarak değil, Yakın Doğu coğrafyasında statükoyu sarsacak, yıkıcı ve demokratikleştirici dinamik bir güç