Yazar, Türkiye'de Çanakkale Savaşı'nın Mustafa Kemal mitolojisine dönüştürüldüğünü ve bunun tarihsel gerçeklerin kasıtlı olarak çarpıtılmasıyla yapıldığını iddia ediyor. Bu eleştiriyi, Kemal'in askerî dehasının hiçbir kanıtı olmadığı ve diğer komutanların başarılarının göz ardı edildiği tezleriyle destekliyor. Öyleyse bu tür tarih yeniden yazımlarında objektiflik mümkün müdür, yoksa her taraf kendi mitolojisini mi inşa ediyor?
"Kemalist tarih yazıcılığı, yeni belge ve yeni yayımlanan anılardan, daha tutarlı yorumlardan hiç ama hiç etkilenmiyor. Falsifikasyonun (yanlışlamanın-MA), doğrulara karşı büyük bir dirence ve kendi yanlışlar(ın)a karşı da üstün bir tutkuya sahip olduğu görülüyor." (s. 54)
Çanakkale'de
Mustafa Kemal mitolojisi
Yalçın Küçük'ün söyledikleri içinde en dikkate değer hususlardan biri, Çanakkale Savaşı tarihinin bir Mustafa Kemal mitolojisine dönüşmesinin şiddetli itirazıdır. Bu husustaki fikirlerinin ana hatları aşağıdaki alıntılarda görülecektir:
"Türkiye'de Çanakkale Savaşı'nın tarihi, tarihin falsifikasyonundan öte bir aklın bozulması sürecidir. Tarihin sürekli falsifikasyonu (yanlışlanması) aklın bozulmasının en kestirme yollarından biridir ve önde geleni oluyor. Türkiye'de Çanakkale Savaşı'nın yazımında, tarihin falsifikasyonunu realize edebilmek için, izlenen yol mekan ve zaman bütünselliğini ortadan kaldırmak ile başlıyor ve çeşitli karşılaşmaları, karşılaştırma imkânlarını yok ederek ilerliyor.." (s. 64)
"Bir ordu komutanını, iki kolordu komutanının, pek çok tümen komutanını bir kenara atarak bütün mücadeleyi ihtiyat tümeni komutanı olarak bu savaşa katılan Kemal Bey'in adına yazabilmek için yalnızca tarihin falsifikasyonu (yanlışlanması-M.A.) yeterli olmayabilir; aynı zamanda aklı bozmak zorunludur." (s. 67)
"Gelibolu'da savaş askerlik sanatıyla ilgili görünmüyor; ölecek daha çok kütlesi bulunan ve şu veya bu şekilde bunu ileriye sürebilen taraf kazanmaya mahkûm görünüyor." (s. 68)
"Kemal'in bütün yaşamı boyunca savaş sanatında parlaklığına işaret eden bir tek kanıtın bulunabileceğini sanmıyorum. Kemal'de hiçbir deha işareti de göremiyorum." (s. 70)
"(Esad Paşa'nın Çanakkale anılarından) Öyle anlaşılıyor, Kemal hiç kimseden emir almadan bir ricat (geri çekilme-M.A.) hareketine girişiyor ve yine öyle anlaşılıyor, tarihte Kemal'in ağzından çıktığı yazılan "ölmek var, dönmek yok" sözü, deneyimsiz askerlerini bir bozgunla sonuçlanabilecek biçimde geri çekilmeye çalışan Kemal'e karşı ve yüzüne söyleniyor." (s. 86)
Kemalist tarih masalı
"Türkiye'de tarih (...) Mustafa Kemal'in bulunduğu en küçük çatışmayı bile meydan savaşına büyütüyor, Kemal'in bütün başarısızlıklarını örten, başkalarının başarı ve sözlerini Kemal'in hanesine yazan, inanılması çok zor ve giderek inandırıcılığı azalması gereken bir masal niteliğindedir." (s. 97)
Ve Hasan Tahsin... Ve İzmir'de düşmana ilk kurşunu attığı efsanesiyle büyüyen nesillerin zihnine balyoz gibi inen satırlar:
"Hasan Tahsin, gözü dönmüş bir ihbarcıdır; gizli direniş yuvalarını, işgal kuvvetleri delegelerine açıklamayı açıkça savunabiliyor. Böyle bir insanın bir direnişçi veya kurtuluşçu olmasını imkân dahilinde göremiyorum." (s. 364)
"1920 yılından itibaren Batı, Kemal'in kartlarını oynamayı düşünmeye başlıyor ve 1921 yaz ortasından sonra da bu kartları oynuyor." (s. 512)
Tarih kitaplarındaki Sevr'in abartılmasına ise şu gerekçeyle karşı çıkıyor:
"Abartmaları teker teker söndürdüğümün farkındayım; 1920 yazı, yeni bir karar oluşumun(un) temelinde bir büyük temelsizlik ya da temel kayışı yatıyor; Sevres, tümüyle kaymış topraklar üzerin oturtulan bir eski bina izlenimini görüyor. Sevres, ölü doğuyor. Kaymış bir toprakta ölü doğmuş bir yapıyı ortadan kaldırmak çok önemli sayılmamalıdır." (s. 512)
Nitekim 1998 yılında Hepileri dergisinde çıkan başka bir yazısında şunları yazabiliyordu Sevr hakkında:

18