Kadir Mısıroğlu gibi düşünmek

İftiharla söylüyorum: inşaatlarda dahi çalıştım okumak için ve alnımın teriyle hafta sonları yorgun elleriyle seçip satın aldığım kitapları eve getirip içlerine gömüldüğümde aldığım hazzı tarif etmem mümkün değildir. Onları teker teker koklayıp bağrıma bastığımı hiç unutamam. İlk sayfalarının sağ üst köşesine ismimi ve aldığım tarihi yazma alışkanlığım bakın hangi gelişmelere yol açacaktı on yıllar sonra

Rahmetli Kadir Mısıroğlu'nun ilk olarak iki ciltlik Lozan: Zafer mi, Hezimet mi adlı eserini 18 Nisan 1977'de (kütüphanemdeki 330. kitabım olduğunu not düşmüşüm ilk sayfalarına), 16 yaşımda satın almışım. Yıllar sonra bir ziyaretimde Üstada bu kitapları ve üzerine attığım tarihi gösterdiğimde "Onları bana ver, sana yeni baskılarından vereyim" demişti. Tabii latifeydi, yoksa o da biliyordu vermeyeceğimi, verilmeyeceğini.

Gençlik yıllarında istikametimizi besleyen ve destekleyen kitaplar okumak son derece mühimdir. Lakin bu demek değildir ki yalnızca fikrinizi destekleyen kitaplar okuyun. Belli bir temel kurulduktan sonra hangisini okursanız okuyun pek fark etmez. Ama o yaşlar önemliyi. Mesela ben zihnimin pıhtılaştığını düşündüğüm zamanlarda ona yeni menfezler açmak için tam karşıt fikirde kitapları okumaya başlarım.

Üstadın Lozan: Zafer mi, Hezimet mi adlı kitabını açın, bakın, katılmayın, itiraz da edin hatta; ama o düşünceyi de tanıyın. Öte yandan Falih Rıfkı Atay'ın Çankaya adlı kitabını da okuyun. Fikrine, ideolojisine katılmayabilirsiniz; fakat bu tarz karşıt görüşteki kitapları okumanız beyninizde adeta bir duvardan öbürüne çarpa çarpa ilerleyen bir diyalektik koridor oluşturur. Falih Rıfkı Atay bütün bu parantezlerin dışında şüphesiz yaşadığı dönemin en iyi on kaleminden biridir aynı zamanda. (1) Bana kalırsa Kemalizm uğruna heba edilmiş bir kalem, lakin o ayrı bahis...

Hülasa: Fikir kozanızı örerken farklı dünyalara da bakmayı ihmal etmeyin.

Sebil dergisinin çıktığı yılları iyi hatırlarım (ilk sayısı 2 Ocak 1976'da çıkmıştı). O zamanlar kavga edilirdi ama konuşulurdu da. Sınıflarda bir ülkücü ile solcu, ders esnasında bile tartışabilirdi. Acemice de olsa bazı fikir tartışmaları cereyan ederdi aramızda (bazan hocalarla da). "Onlara cevap yetiştirmem için ne yapmam lazım" diye düşünürdük ve "Gidip kitap alıp okumamız lazım" derdik. Enteresan bir dönemdi. Birçok şey sorgulanır, rahatça tartışılırdı.

Şunu da söylemeliyim: 1970'lerde Kemalizm'i sorgulamak için ortam çok daha rahattı. Mesela her biri farklı ideolojik arka planlara sahip liderlerden Alparslan Türkeş, Bülent Ecevit ve Necmettin Erbakan o dönemde Kemalizm'i çok rahat eleştirebilmişti.

Hatta 12 Eylül darbesi yapılmasaydı Kemalizm'in farklı ideolojiler karşısında tenkide tabi tutulduğu ve belli ölçüde normalleşmeye başladığı bir döneme ayak basılmış olurdu. Bugünkü anormal görüntü büyük ölçüde 1980 darbesinin, hatta 28 Şubat sürecinin mahsulüdür.

MHP'nin 1973 seçimleri bildirgesinde "Anadolu'da millet işgaller karşısında uyandı, ayağa kalktı, mücadelesini başlattı, başına komutanlar lazımdı" diye yazar ama komutanların isimlerini dahi vermek gereğini duymaz. Oysa "Kahraman millettir; şahıslar değil!" Gerçek milliyetçilik işte budur. Bir milliyetçi milletin yerine şahısları koyamaz. Koyarsa milliyetçiğe ihanet etmiş olur.

Kadir Mısıroğlu'nu okuduğunuz zaman hakiki milliyetçiliğin ne olduğunu onda müşahede edersiniz.

Hakiki milliyetçilik neyi savunur Milleti savunur, şahısları savunmaz. Bir milletin hayatında iki bin yıl, üç bin yıl boyunca nice kahraman çıkmıştır. Bunlardan birisini o milletin üstüne, altına, önüne, arkasına oturttuğunuz zaman milliyetçilik biter. Şahıslar millet içindir, millet şahıslar için değil. Bu milliyetçilik değildir artık; bu şahıs kültüdür. Normal bir milliyetçilikte "Atatürk milliyetçiliği" diye bir slogan olmaz. Şahıslar fani, millet ebedidir çünkü.

Kadir Mısıroğlu'nun kalem oynatmaya başladığı 27 Mayıs darbesi ve 1961 Anayasası'nın cari olduğu ortamda Mustafa Kemal Paşa ve Kemalizm rahatça tartışılabiliyordu.

Kadir Mısıroğlu'nun kafasında gel-gitler yoktu. Kafası son derece berraktı.

Fikir adamı sıfatıyla 1970'lerin ikinci yarısında hücrede hapis yattı. Peki neyin çilesini çekti Kadir Mısıroğlu

Davası, tarihin şu ya da bu noktasında hatalarını düzeltmek olarak anlaşılırsa kendisine haksızlık yapılmış olur. Yaptığı iş redaktörlük veya tashihçilik değildi. "Hakiki tarih bu değil!" diye haykırıyordu. Zira Hz. Adem'den beri