Yazı, Endülüs'te 11. yüzyılda Cevher b. Muhammed'in konsensüs temelli yönetim pratiğini, Batı parlamentarizmasından 600 yıl önceki örnek olarak sunuyor. Bu iddia, İslam medeniyetinin demokratik potansiyelini ve Batı'nın bu mirasla olan ilişkisini sorgulamak için öne sürülüyor. Ancak Ergin'in "Endülüs'ten İngilizlere intikal etmiş" tezinin kanıtları ne kadar güçlü, ve tarih bilgisini kimlik iddiaları için kullanmanın sınırları nerededir?
Ergin'in, Ziya Paşa'nın Endülüs Tarihi adlı eserinden aktardığı bilgilere göre hicri 422, miladi 1030 tarihinde, yani bundan tam 968 yıl önce Endülüs Emevîlerinin başında bulunan II. Melik Hişâm, tâc ve tahtını terk edip inzivaya çekilir. Bunun üzerine Kurtuba'nın ileri gelenleri toplanıp ahâlinin büyük hürmet gösterdiği güvenilir bir zât olan Cevher b. Muhammed'i tahta geçirirler. Endülüs'ün gerileme döneminde hükümdar olan Cevher b. Muhammed, 'Nasıl iyi bir idare kurarım' diye düşünür ve halkın katılım ve konsensusuna (mutabakatına) dayalı bir idare kurar. Belki çok parlak bir dönem olmamıştır onunkisi; ancak yaptığı hizmetler ve takip ettiği idare tarzı, büyük takdir toplamıştır ahâliden. Çünkü o, hangi işi yapacak olsa ahâlinin muvafakatını almayı prensip edinmiş, böylece daha önce benzeri görülmeyen bir demokratik idarenin örneğini vermiştir.
Yeni bir "usûli hükûmet" kurmuş olan Cevher b. Muhammed, reisi kendisi olmak üzere Kurtuba ahâlisinin erkânından bir meclis teşkil ederek hükümdarlık hukuku ile devlet işlerini o meclisin oylarına tevdi etmiştir. Bir konuda kendisine başvurulduğunda işi, sadece bir üyesi olarak bulunduğu bu meclise havale eder, neticede oradan ittifakla çıkan kararı icra edermiş. Böylece, diyor Ziya Paşa, o, kendisinden önceki sultanların dûçâr olduğu vartalardan nefsini muhafaza etmiştir. Hatta Emevîler zamanında o kadar meşhur olan sarayda ikametten bir süre uzak kalmayı tercih etmesi de bu mütevazı yöneticinin tedbirlerindendir. Bu suretle hem hizmetçilerden, hem de saray teşrifatından mühimce bir miktar para tasarrufu mümkün olmuştur.

19