"Hilafet bayrağı" diye bir bayrak yok

Bu kadar cehaletle ancak tımarhanede yaşanabilir diyeceğim ama deliler yurdunda dahi belli bir zekâ katsayısı mevcuttur.

Nitekim Peyami Safa şu muhteşem cümlelerle aradaki farkı vurgular:

"Delilik şüphesiz aptallıktan iyidir. Delilik var olmuş bir zekânın yok oluşudur; aptallık, var olmamış bir zekânın var olmamaya devam edişidir. Deliliğin hiç olmazsa mazisi şanlı. Aptallığın şerefli bir tarihi bile yok."

Tımarhanede yaşadığımızın en büyük delillerinden biri, kafamızdan "Hilafet bayrağı" diye bir bayrak icat etmiş olmamız.

Yahu "Hilafet bayrağı" diye bir bayrak yok ki. Hatta "Hilafet sancağı" diye bir sancak da yok.

İyi de ne vardı diyeceksiniz.

El-cevap: "Sancağ-ı Şerif" vardı ki, o da tek bir çeşit değildi. Düz siyahından yeşiline kadar türlü türlüydü. Çağa, önemine ve yerine göre değişip durmuştu.

"Ulan Türk olun" diye yumruk atan, ama sosyal medya hesabında hiç Türkçe paylaşımı bulunmayan Vandal, Kelime-i Tevhid yazılı bayrağı Suudi Arabistan bayrağı sanmış da, onu haberleştirenler de Hilafet bayrağına çevirmişler de

Ha bu arada bilgi toplumu gibi birtakım laflar dönüyor ortalıkta. Okur-yazarlık oranımız yüzde 95'i bulmuş. Yerseniz böyle diyor istatistikçiler.

İyi de, okuyan yok ki. X'teki paylaşımların bile üç cümlesinden ikisini okumayan bir halka okur-yazar denildiği bizde görülmüş zahir. Linkleri açıp okuyan oranı ise Bengal kaplanı seviyesinde.

Kültürel açıdan böylesine çorak bir ülkede kaç gündür var olmayan bir "Hilafet bayrağı" tartışması yapılması gayet normal.

Öte yandan sancak'ın bayrak kelimesi ile aynı manaya geldiğini, ikisinin de 'saplamak' ve 'batırmak' manasına geldiğini biliyor muydunuz

Bayrak'ın aslı batırak. 'Batırılan şey' manasında. Bayrak direği yere batırıldığı için bu isim verilmiş.

Sancak da 'saplamak' manasında. Eski Türkçede sancmak 'saplamak' demek. Dilimizde yaşayan sancı kelimesi de oradan gelir. "Karnıma bir sancı saplandı" deriz ya, ondan kinaye.

Mehmet Zeki Pakalın'ın Tarih Deyimleri ve Terimleri Sözlüğü'ne bakarsak sancak için "Orduların, temsil ettikleri devletin alâmeti olarak kullandıkları bayrağın adıdır" denilmiş. Eskiden sancak yerine bayrak kelimesi de kullanılırmış ama sancak tabiri daha ziyade dinî bir mahiyeti haizmiş. Araplar onlara livâ ve râyet dermiş.

İlk İslam bayrağı mızrağa bağlanmış düz beyaz bir kumaştan ibaretmiş. Bedir gazvesine biri beyaz, ikisi siyah olmak üzere üç sancakla çıkıldığını öğreniyoruz. Beyaz sancak Mus'ab bin Umeyr'e, siyah sancaklardan biri Hz. Ali'ye, diğeri Ensardan bir zata verilmiş. İlginç olan nokta, Hz. Ali'ye emanet edilen siyah sancağın Hazret-i Âişe'nin çarşafından yapılmış olması.

İslam coğrafyası genişledikçe sancaklar da çeşitli renk ve şekillere bürünmüş. Ufakken genişlemiş ebadı, büyüklüğüyle halka daha fazla tesir etsin diye; türlü renk ve şekiller eklenmiş. Velhasıl sayılamayacak kadar çeşitli sancak ortaya çıkmış.