Hiç unutmam, bir gün onu gözleri yaş içinde, üzgün, buruk bir çehreyle düşünürken buldum. O güleç yüz gitmiş, yerine hayal kırıklığı içinde bedbin bir surat gelmişti. "Hayrola Üzeyir amca!" dedim, "nedir bu halin, kim üzdü seni böyle" Üzeyir amca başını kaldırdı. "Sorma be muallim bey. Yıllar önce yaşadığım can sıkıcı günleri hatırladım, duygulandım. Sen de üzerine geldin" dedi. Ben de "Muhterem amcam, eğer seni yormaz ve işine mani olmazsa anlatır mısın" dedim.
Üzeyir amca derin bir nefes aldı. Her zamanki Rumeli şivesiyle anlatmaya başladı.
"Bir gün sabah namazından sonra meydanlıkta hacı uğurlama merasimine gittim. Hacıya yazılanlar vakti gelince firma sahipleri tarafından toplanır, dualarla uğurlama merasimi yapılır. Otobüsler sıra sıra dizilir, uğurlamaya gelenler tanıdıklarıyla helalleşmek için telaş içinde koşuşturur. Ortalık kalabalık; heyecan, coşku, imrenme, gözyaşı bir arada.
O anda benim eski hacılık hikâyesi gözlerimin önüne gelince duygulandım, öfkelendim. Ne olurdu, ben de bu insanlar gibi sevinçle kutsal topraklara uğurlansaydım. Maalesef olmadı. Kaç kere müracaat ettim, pasaport alamadım.
O günlerde hac yolculuğuna gizli yasak vardı. Düşünüyorum: Ne yapayım, nasıl bir yol bulup gideyim Çare bulamadım. Bir tanıdık şöyle bir akıl verdi: "Emniyete müracaatını hacılık için değil, Bosna'ya akraba ziyareti adıyla yap. Belki o zaman izin verirler". Dostumun fikri kafama yattı. Hemen bu mealde bir dilekçeyle başvurdum. Aradan bir hafta geçti geçmedi, izin çıktı. Meğer bugüne kadar boşa uğraşmışım. Her işin bir yolu varmış(!) Artık plan yapıp Hac vaktine uygun bir zamanda yola çıkacağım.
1930'lu, 40'lı yıllarda Türkiye'de en iyi vasıta bildiğimiz kara trendi.
Nihayet beklediğim gün geldi. Evde çoluk çocukla helalleştik. Tehlikeli bir yolculuğa çıkıyorum; sonu karanlık, işin ucunda dönmek de var, dönememek de. "Ya Allah, Bismillah" deyip Sirkeci'den trene bindim.
Mekke nere, Atina nere!
Hududu geçince üzülmedim desem yalan olur. Keşke bu yollara girmeseydik. Yol boyunca bu düşünceler kafamı meşgul etti.
Gece hiç uyuyamadım. Ertesi gün akşam üzeri Atina'daydım. Niyetim burada birkaç gün kalıp gemi işletmelerine başvurarak Cidde'ye gemi olup olmadığını öğrenmekti.
Çarşı'da bir otele yerleştim. Kısa bir istirahatten sonra otel lobisine indim. Bir de ne göreyim! Bizim Balkan ülkelerinden gelen tanıdık Müslümanlar karşıma çıkmaz mı! Onları gökte ararken yerde buldum. Kucaklaştık. Yıllardır birbirimizi görmemiştik. Hal hatır derken sohbete başladık. Onlar da benim gibi Hac amacıyla gelmişler. Aralarındaki hoca kendilerine rehberlik etmiş.
Yunan gemi işletme firmaları Balkan Müslümanlarının hac ibadeti ihtiyacını bildikleri için her yıl bu zamanlarda Pire-Cidde arasında gidiş dönüşlü turlar düzenlermiş. Hemşehriler Cidde'ye kolayca gemi bulmuş. Ertesi gün beni de o listeye eklettiler. Toplam 15 kişi olduk. İki gün sonra yola çıkacağız.
Şu Allah'ın işine bak. Evden çıkarken yalnızdım, O bana dostlarımı buldu. Gemi bulabilir miyim diye düşünürken gemi ayağıma geldi. Rehber hoca ise kendiliğinden oluştu. Niyetin hayır olunca işler nasıl da kolaylaşıyor. Rabbime bin kere şükrettim.
Hemşehrilerle söz birliği ettik. Bundan böyle yemede, içmede, gezmede, ibadette, velhasıl her yerde beraber olacağız.
Pire limanından gemimiz vaktinde hareket etti. Akdeniz, Süveyş Kanalı, Kızıldeniz derken üç günde Cidde'ye ulaştık. Limanda bir minibüs kiraladık. Eşyaları yükleyip yola çıktık. Artık kutsal topraklardayız. Dualarla ilerliyoruz, ben Kâbe'yi göreyim diye heyecanla yolu gözlüyorum. Sonra bir anda Mekke'ye geliverdik.
(...) Günlerimizi Harem-i Şerif'te geçiriyoruz. Bir gün arkadaşlarla Medine'ye gitmeyi kararlaştırdık. Peygamber Efendimizin (sav) türbesini ve diğer ziyaret yerlerini göreceğiz. Ertesi gün uygun bir minibüsle o ziyareti yerine getirdik. Artık kulağımız seste: Arafat için haber bekliyoruz. Aradan çok geçmedi, her yere sesli anonslarla duyurdular: "Yarın öğle sonu hacı namzetleri Arafat'a çıkacak."
Mekke ile Arafat arası yaklaşık 10-15 kilometrelik bir mesafe. Yol bakımlı, çevre düzlük. Sadece ileride bir tepe görünüyor, meğer Arafat orasıymış. Doğrusu şaşırdım. Ben Arafat Dağı denilince bizim Rumeli'deki gibi yüce bir dağ sanmıştım.
Her yer kalabalık, çadır ve insan. Geceyi burada geçireceğiz. Ertesi gün öğle namazını müteakip hacılık duası yapılacak. Akşam da Müzdelife üzerinden Mina'ya geçeceğiz. Mina'da şeytan taşlama ve kurban kesme görevleri var.

26