Genelev sokağındaki çıplak heykeli Abdülhamid'in saray bahçesine diktiler

1994 yılında zamanın Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek bir 'nü' yani çıplak heykeli kaldırtmaya kalkmıştı ama sanat sepet tayfası Türkiye'yi ayağa kaldırmış, aylarca gazetelerde haberden, televizyonlarda açık oturumlardan geçilmez olmuştu. Melih Gökçek'in 'Tükürürüm böyle sanatın içine' sözü o hararetli günlerin hatırda kalan izlerindendir.

Benzer bir tartışma bundan 52 yıl önce yaşanmıştı.

Şimdi hafızamızı tazelemek için 1974 yılına gidelim ve siyasî ortama beraberce bakalım.

Türkiye'de bir devrim olan Cumhuriyet Halk Partisi ile Milli Selamet Partisi arasında 26 Ocak 1974'te kurulan 37. Hükümet devrindeyiz.

Başbakanlık koltuğunda İsmet İnönü'ye devirmiş bulunan CHP Genel Başkanı Bülent Ecevit, Başbakan Yardımcılığı koltuğunda ise MSP Genel Başkanı Necmettin Erbakan oturmaktadır. İçişleri Bakanı ise Turgut Özal'ın kardeşi Korkut Özal'dır.

Diyeceksiniz ki Erbakan Hoca zamanında nasıl böyle bir heykele izin verildi Haklısınız ama kaldırılması için hükümeti yıkmayı bile göze alan da aynı Erbakan Hocaydı. Ve bu tartışmanın fitili her ne kadar o zaman muhafazakâr kesimin birkaç gazetesinden biri olan Sabah'ta çekilmiş olsa da, koalisyon ortağı MSP de kararlılıkla bu olayın üzerine gidecek, Ecevit de yeni kurulan koalisyonda kriz istemediği için el altından heykelin münasip bir yere kaldırılması için bir yıl önce seçilmiş olan İstanbul Belediye Başkanına –muhtemelen- ricada bulunacaktı.

CHP-MSP Koalisyonu başında!

Heykel tartışması kıyasıya sürüyordu.

Cumhuriyet gazetesi koro halinde ama özellikle Oktay Akbal başı çekiyor, gerici çevrelerin sanat düşmanlığından dem vuruyordu. Oysa mesele sanat düşmanlığına indirgenecek kadar hafif değildi. "Güzel İstanbul" adı verilen heykelde çırılçıplak bir kadın şuh bir pozda geriye doğru uzanmış görünüyordu. Bu belli ki bir maksadı cümlenin malumu bir uzanıştı. Daha önemlisi, o zamanki İstanbul'un en yoğun trafik akslarından biri olan Karaköy'den Galata'ya giderken çatallanan yolların merkezine konumlandırılmıştı.

İşin merak uyandıran tarafı, burası 2020 yılında kapatılan ve iki yıl sonra yıkılarak ortadan kaldırılan genelevlerin bulunduğu bölgenin girişindeydi.

Neden burası seçilmişti heykel için

Çıplak kadın bir hayat kadınını mı temsil ediyordu

Eğer öyleyse bu bir reklam mıydı

Mesele sadece heykel değildi ve kafalar karışmıştı. O zamanki CHP yöneticileri bile sahip çıkamamıştı heykele.

Belediye Başkanı Ahmet İsvan heykeli kabul edemediğini hatıratında şöyle aktarır:

"Kaldırmak istediğim Güzel İstanbul heykeli ise, Karaköy'de, Yüksekkaldırım'daki genelev sokağının önüne, trafiğin karmaşası, tozu ve çamuru içine, son derece işlek iki yolun arasına, meyilli ve çok ufak bir alana sıkıştırılmış, erotik pozdaki çıplak bir kadın heykeliydi. Benim, bu yapıtın sanat değerine karar verecek birikimim yoktur; değerli bir eser olduğunu da kabul edebilirdim. Benim kabul edemediğim, halk çoğunluğumuzun büyük tepki göstereceğinin bilinmesine ve o beklenen tepkinin gösterildiğinin görülmesine karşın, böyle bir heykelin, halkla inatlaşarak, bu noktaya dikilmesinin ortaya koyduğu yönetim anlayışıydı. Bu anlayış, "Biz halkın duyarlılıklarına önem vermeyiz, halk neyi beğeneceğini bizden öğrensin!" Anlayışıydı. Böyle bir konuda halkla inatlaşmanın yanlış olduğunu kabul ediyordum."

Sözlerine şöyle devam ediyor CHP'li başkan:

"Cumhuriyet'in 50. yılı nedeniyle, sanatçılara bazı siparişler verilmiş. Ortaya çıkan eserlerden birisi de bu Güzel İstanbul heykeliymiş. Eserler, doğal olarak, sanatçılardan oluşan bir jüri tarafından seçilmiş. Buna bir diyeceğim tabii ki olamazdı. Bu eseri seçmişler. Ama o eserin şehrin neresinde sergileneceği konusunda son sözü sanatçılar değil, şehrin sorumluluğunu halka karşı taşıyan politikacıların söylemesi gerekirdi. Biz, büyük çoğunlukla, bu konuda halkımızla bir zıtlaşmaya girmeyi yanlış buluyorduk. Halk bu heykele ve özellikle de konulduğu yere büyük tepki gösteriyordu. Orası böyle bir heykel için yanlıştı.

Genel merkezden her iki isteğime de "evet" cevabı geldi. (...) Bu heykel, betondan yapılmış, çok büyük ve çok ağır bir heykeldi. Kaldırırken bir tarafı kırılabilirdi. Heykele bir zarar gelirse, sanata karşı saygısız davranmakla suçlanabilirdik. Uygun bir vinç bulunması, heykelin nerelerinden nasıl bağlanacağının saptanması zaman aldı. Sanatçılara heykeli kaldırma yöntemi konusunda bir hayli danıştıktan sonra, heykel kazasız ve belasız bir biçimde oradan kaldırıldı ve Yıldız Parkı'nda bir yere konuldu."

Bu hayasız kadın heykelinin yeni yeri için Sultan Abdülhamid'in sarayının bahçesinin seçilmiş olması tıpkı kumarhane için Yıldız Sarayı içindeki Şale Köşklerinin seçilmiş olması kadar manidardı.

Ahmet İsvan heykeli Erbakan'ın baskısıyla değil, kendi isteğiyle kaldırdığını şöyle açıklar: "Kaldırma işlemi, MSP'nin İstanbul il kongresi günlerine rast geldi. Bir kısım basın, heykeli kaldırmayı suç gibi gördüğü ve sağladığımız büyük seçim başarısı sonucunda bizi, özellikle yüksek prestij dönemimizde, "aydın" kesiminden saydığı için korumak istiyor, bu nedenle heykeli koalisyon ortağımız Erbakan'ın baskısı sonucunda isteksiz olarak kaldırdığım yorumunu yapıyordu. Aslında Erbakan'la bu konuda aramızda dolaylı ya da dolaysız, tek kelime geçmiş değildi.