CHP'ye 80 yıl önce de kayyım atanmıştı

Faşizm hortladı!

Tek adam rejimi!"

Bağırış, çağırış, protestolar... Gelsin "halkın iradesine saygı" nutukları.

Peki CHP kendi tarihinde ne zaman halkın iradesine saygı göstermiş Tek Parti dönemindeki CHP halkla kedinin fare ile oynadığı gibi oynadığını ne çabuk unuttu

O bugün hatırlamak istemediği sayfaları özellikle mi es geçiyor, yoksa yüzleşemediği utanç verici bir mirasla mı karşı karşıya

Mutlak butlan kararının ardından eski genel başkan Kemal Kılıçdaroğlu'nun partiye kayyım olarak atandığını iddia eden CHP'liler acaba kendi partilerinin başına bundan 80 yıl önce devletin bir zamanın İçişleri bakanını kayyım atadığını biliyorlar mı

18 Haziran 1936'da, Kemal Atatürk'ün Cumhurbaşkanı, İsmet İnönü'nün Başbakan olduğu tek parti rejiminin doruk noktasındayken kritik bir karar alındı.

Başbakan İnönü'nün yayımladığı genelgeyle bütün illerde valiler aynı zamanda CHP il başkanı ilan edildi. İçişleri Bakanı (o zamanki adıyla Dahiliye Vekili) Şükrü Kaya da resmen CHP Genel Sekreteri sıfatını üstlendi.

Bu, kâğıt üzerinde "parti-devlet bütünleşmesi" diye adlandırılan bir olaydı ama aslında partinin fiilen devlet bürokrasisi tarafından yutulmasıydı.

Partinin il örgütleri, yerel kongre mekanizmaları, üye iradesi ve özerk yapısı bir anda devre dışı bırakıldı. Devlet, kendi kurduğu partiye resmen kayyım atamıştı.

Recep Peker'in faşist

konsey projesi

Bu gelişmenin arka planında Recep Peker'in Genel Sekreterliği (1931-36) dönemi vardır. Peker sert, otoriter ve devletçi çizgisiyle bilinen bir isimdi. 1935'te faşist rejimleri incelemek üzere İtalya'ya gönderilmişti.

Dönüşünde hazırladığı raporda TBMM üzerinde "Faşist Konsey" (İtalya'daki Büyük Faşist Konsey) benzeri güçlü bir yapı kurulmasını önerdi. Bu raporun Başbakan İsmet İnönü tarafından da onaylanıp imzalandığı ancak Cumhurbaşkanı Atatürk'ün raporu şiddetle reddettiği ve meşhur sözünü söylediği aktarılır:

"Başvekil hazretleri anlaşılan yorgunluktan, önüne gelen raporları okumadan imzalıyor!"

Bu olay, Recep Peker'in radikal, parti özerkliğine dayalı otoriter projesinin sonu oldu. Peker görevden alındı ve yerine daha sadık, bürokratik bir figür olan aynı zamanda İçişleri Bakanı ve Mason olan Şükrü Kaya getirildi.

Tarihçi Kemal Karpat, Türk Demokrasi Tarihi ve Turkey's Politics gibi eserlerinde bu olayı tek parti rejiminin olgunlaşma ve merkezileşme aşamasının zirvesi olarak ele alır.

Karpat'a göre 1936 yılı, Kemalist elitin partiyi devletin mutlak denetimine soktuğu, parti ile devlet arasındaki her türlü ayrımı fiilen ortadan kaldırdığı bir dönüm noktasıdır. Bu dönemde parti özerkliği büyük ölçüde yok edilmiş, CHP resmen devletin bir uzantısı ve aracı haline getirilmiştir.

İşte asıl tartışma burada patlar:

Bugün "kayyım atanıyor, anti-demokratik idare, halk iradesine darbe" diye iktidara lanet okuyan CHP, 1936 yılında kendi partisine devlet tarafından en sistemli kayyımın atandığını nasıl yok sayabiliyor

Tabii ki o dönemde "halkın iradesi" diye bir kavram yoktu. Tek irade, Atatürk ve İnönü'nün iradesiydi. CHP de o iradenin sopasından, propaganda aracından ibaretti.

"Halkçılık" ilkesiyle övünen bir parti, halkı ve kendi tabanını tamamen devre dışı bırakıp valileri, bürokratları teşkilatın başına yönetici olarak atamıştı. Bu, tam anlamıyla bir devlet darbesi idi CHP'ye.

CHP'ye ilk kayyım

1936 yılı CHP tarihinin en çıplak ve utanç verici sayfalarından biridir. Bu olay, partinin doğuştan devletçi, merkeziyetçi, anti-demokratik ve kayyımcı geleneğinin en somut kanıtıdır. Kemal Karpat'ın da işaret ettiği üzere, bu bütünleşme tek parti rejiminin anti-demokratik mahiyetini ayna gibi ortaya koymaktadır.