***
GÖZYAŞI VE HIÇKIRIKLA KILINAN NAMAZ
1950 seçimleri Türk tarihinin dönüm noktalarından biridir. Türk milleti tarihinde ilk defa siyasî bir otoriteyi kendi hür iradesiyle o seçimlerde alaşağı etti. Ne yazık ki, Demokrat Parti zafer serhoşluğu içinde bu önemli sosyal olayın üzerinde fazla durmadı. Hakkında herhangi bir araştırma yapılmadan günler geçip gitti. Binlerce yıllık tarihimiz boyunca bu bir halk ihtilali idi. Kıymeti bilinmedi. Olay Batı ülkelerinde cereyan etse ciltlerle eser yazılırdı. İşte Fransız ihtilali bunun en iyi örneği.
Mayıs ayının sonlarına doğru Demokrat Parti hükümeti göreve başladı. O günler Ramazandı. Hükümet ilk icraat olarak Ezan ve kametin orijinal Arapça dili ile de okunabileceği kararını çıkardı. O zamana kadar yıllarca camilerde "yeni ezan" adıyla bilinen şu sözler okunuyordu:
"Tanrı uludur. Tanrı uludur.
Şüphesiz bilirim, bildiririm Tanrıdan başka yoktur tapacak.
Şüphesiz bilirim, bildiririm Tanrının elçisidir Muhammed."
"Yeni ezan"ın sözleri böylece devam eder, giderdi.
Eski ezanı camilerde okumak kesinlikle yasaktı. Bazen köylerde yetkililer duyamaz düşüncesi ile cesaret edip eski ezan okuyan müezzinler derhal şikâyet edilir, ezan kanununa muhalefetten hapse atılırdı. O devir gazetelerinde buna dair haberler çoktur.
Halk bu durumdan hayli üzgündü. Fakat ezan namazın aslî şartlarından olmadığı için fazla bir şey söyleyemiyorlardı. Bazı yaşlıların camide kamet getirilirken alçak sesle "Allahu ekber, Allahu ekber" diye kendi kendine kamet getirmesi hâlâ kulaklarımdadır.
Ben bu işi yapanlara daima şunu sormuşumdur:
- Acaba ezan Türkçeleşince mânâsını anlayan halk daha fazla mı camiye geldi
Cevabını yine ben vereyim, çünkü o devri yaşadım.
Bilakis pek çok Müslüman camiden soğudu. Zira inançlarına göre bu ezanla namaz olmaz, diyorlar, namazı evlerinde kılıyorlardı.
Burdur Ulucamii'nde ikindi namazını müteakip mukabele okuyoruz. O gün müftülükten emir gelmiş

32