Çanakkale gazisi ve Genelkurmay Başkanı Nuri Yamut, mehterhanesi yeniden kurmasıyla ve şehit anıtları dikerek hizmet etmişken, 27 Mayıs darbesinde işkenceye uğradı ve ölümü ile cezası unutturuldu. Yazar, bu unutturmanın ve adalet eksikliğinin, tarih yazmanın ve devletin seçmeci tutumunun ne kadar acı ve yıkıcı olduğunu gösteriyor. Ama bu acılı geçmişi sadece bireysel bir mağduriyetin kaydı olarak mı okumalıyız, yoksa sistemik haksızlıklara karşı gerçekten ders mi çıkardık?
Nurettin Baransel: Zincirlikuyu Mezarlığı, İstanbul.
Hakkı Tunaboylu: Cebeci Askerî Şehitliği, Ankara.
Feyzi Mengüç: Edirnekapı Şehitliği, İstanbul.
Rüştü Erdelhun: Cebeci Asri Mezarlığı, Ankara.
Zincirlikuyu'da sade bir mezarda eşi Cavidan ve kızı Güsfent'le birlikte son uykusunu uyumakta olan Mehmet Nuri Yamut, 6. Genelkurmay Başkanı olarak Haziran 1950'den Nisan 1954'e kadar görev yapmış, emekliye ayrıldıktan sonra DP'den milletvekili seçilmişti (2 dönem vekillik yaptı). 27 Mayıs darbecileri onu Yassıada'ya atmaktan çekinmemiş, orada türlü hakaret ve işkencelere maruz bırakılmış, arası fazla sürmeden kansere yakalanmış, hastalığı yüzünden duruşmalara katılamamıştı. Nihayet 9 Mart 1961'de Kasımpaşa Deniz Hastanesi'ne yatırılan Nuri Yamut 5 Haziran 1961 günü saat 18.30'da son nefesini vermişti.
Mehterhaneyi yenidenaçtıran Paşa
1935 yılında kapatılan Mehterhaneyi 18 yıl sonra yeniden açma şerefi Nuri Yamut Paşa'ya aittir. İstanbul'un Fethi'nin 500. yıldönümü kutlamaları vesilesiyle Osmanlı Mehterhanesinden kalan eşya ve aletleri toplatır, eski mehterhane mensuplarını buldurup onlardan bilgi aldırır, unutulan marşları derletir ve eski mehter törenlerini yeniden başlatır. Bu hayırlı hizmetiyle hatırası her daim rahmetle yâd edilecektir.
İstanbul'un 500. Fetih yıldönümü kutlanacaktır ama askerî bandoyla kutlanmasına gönlü razı olmayan Genelkurmay Başkanı Nuri Yamut bu skandalın önüne geçmek için gayret göstermiş ve bu sayededir ki Mehterhane 29 Mayıs 1953 günü Fatih Camii avlusunda saatlerce gülbank vurmuş, bu muhteşem musikiye ve marşlara yıllardır hasret kalmış bulunan milleti gözyaşlarına boğmuş ve bu büyük günde onların ecdadın ruhlarıyla yeniden buluşmalarını sağlamıştır.
Öte yandan 1942 yılında Nuri Paşa Çanakkale'ye düzenlenen bir gezide şehitlerin kafataslarından piramitler yapıldığını, toplanan kemiklerinin öbek öbek yığıldığını görmüş ve kahrolmuştur. Bunun üzerine Zığındere şehitlerinin 1915'ten beri ortalıkta kalmış olan kemiklerini toplatıp gömdürmüş ve üzerine bugün kendi adıyla anılan abideyi yaptırmıştır.
Torunu Haldun Şahingiray'ın 2012 yılında telefonda bana verdiği bilgiye göre Nuri Yamut Paşa Çanakkale şehitlerine bu abideyi yaptırabilmek için İzmir'deki iki evini satmıştır. Bir askerî tarihçi ise abidenin inşası için maaşını da bağışladığını yazıyor.
Böylece hem mehter marşları çalınırken hem de Çanakkale şehitlikleri gezilirken Nuri Yamut'un aziz hatırasıyla karşılaşırız.
Torunu Haldun Şahingiray'ın anlattığına göre Nuri Paşa son derece kibar biriymiş. Genelkurmay Başkanı iken dahi kahve isteyeceği zaman askerî garsona "Benim kahve isteyeceğimi hissettin galiba" diye takılırmış.
Haldun Şahingiray'la beyle konuşurken sözü Yassıada'daki günlerine getiriyorum. Konuşmak istemiyor. "Bu kötü hatıraları içimize gömmek istiyoruz" diyor. Haklı. Bu tavra aynı sıkıntıları yaşamış başka ailelerde de rastladığım için pek şaşırmıyorum.
"Peki, kendisini son görüşünüz nasıl oldu" diye soruyorum torununa.
"Hastanede, sadece kapıdan gösterdiler" diyor.
Odasına dahi sokmamışlar. Uzaktan sadece "Nasılsın" diyebilmiş dedesine. El sallamışlar, o kadar. Kansere de kahrından yakalanmış zaten.
Çanakkale ve İstiklal Savaşı gazisine tokat attırdılar
Yavuz Donat ağabeyin 2007 yılında köşesine taşıdığı, 27 Mayıs'ta kendisini tutuklamaya gelen askerler tarafından dövülüp merdivenden yuvarlandığı rivayeti ise aile tarafından tasvip görmüyor. Acaba bunun sebebi, o kötü olayları unutmak istemeleri olmasın Nitekim ben o rivayeti başka kaynaklardan da dinledim. Yavuz Donat'ın bir şahidin ağzından naklettiği olay şöyle cereyan etmiş:
"İhtilalden birkaç gün sonraydı. Sokakta oynuyorduk.
Bizim apartmanın önünde askeri bir araç durdu.
İçinden bir subay, bir astsubay ve erler indiler. Subay üsteğmendi veya yüzbaşı... Yıldızları vardı. Hepimiz koşuştuk. Apartmana girdiler, babam evde yoktu,
Nuri Paşa'nın kapısını çaldılar.

27