Bıyığın ne suçu var

Bir pazar günü rahmetli annemle Bursa'da, solcuların "kurtarılmış bölge" ilan ettiği Teleferik Pazarı'na gitmiştik.

Birden kalabalığın içerisinde yedi sekiz kişilik bir grubun etrafımda halkalandığını fark ettim. Nereye gitsem onlar da dönüyor, annemle aramızda adeta bir perde oluşturuyorlardı. Halkadan çıkmak istediğimde hemen o tarafa kayıyor, beni bırakmıyorlardı. Sarılmıştım. Sanki oyun oynuyorduk.

Ne var ki oyunun ciddiyetini, yaz günü koluna bir hırka almış 25-30 yaşlarındaki bir gencin böğrüme dayadığı metal nesneden anladım. Üzeri hırka ile örtülü olduğu için nesneyi görmedim ama bu soğuk metal besbelli bir tabancaydı.

Ne kaçabiliyordum ne de annemin dehşete kapılmış gözlerinden dikkatimi ayırabiliyordum. Donup kalmış, ne yapacağımı şaşırmış vaziyetteydim.

Elindeki metali böğrüme dayayan genç kulağıma eğildi ve sert bir sesle tehdit etti:

"Bir daha buralara geleyim deme. Eğer gelirsen bacaklarını kırarız. Bir daha seni buralarda görmeyelim...."

"Tamam, tamam" deyip de halkanın lütfen açıldığı yerinden annemin yanına geçmiş ve apar topar pazar yerinden uzaklaşmıştık.

Peki nereden tanımışlardı beni İşinde, gücünde biriydim. Emekçiydim sonra; inşaatlarda marley döşemecisiydim. Etliye sütlüye karışmaz, kitaplarımı okumaya çalışırdım. Akşam Lisesine devam ediyordum. Bir de Osmanlıca öğrenmeye çalıştığımı hatırlıyorum. En affedilmez suçlarım bunlardı.

Elimi yüzüme sürdüğüm anda fark ettim işlediğim cinayeti. Aklıma hemen yeni terlemiş bıyığımın dudaklarımın kenarlarından aşağı doğru sarkması geldi...

O yıllarda bu bıyık tarzı "Ülkücü bıyığı" diye bilinirdi. Solcuların bıyığı daha farklıydı ve Özgür Özel'in iğrenç dediği tipe daha yakındı. Müslüman ve muhafazakâr camianın bıyıklarını ise badem bıyık tabir ederlerdi.