"Bir adam yaratmak"

Bir Adam Yaratmak piyesi oynandığında o kadar büyük ilgi görür ki tıklım tıklım salonlarda seyredilir. Hakkında yazılar yazılır. Fakat Necip Fazıl onları beğenmez. Çünkü eserin metafizik yoğunluğunun bizi nereye sevk etmek istediğini anlayamazlar.

Bir Adam Yaratmak kader meselesinin en girift düğümlerini açmayı ve insanın 'soğan kabuğu gibi iç içe' dünyasını kısacık bir eser ve sahne içine sıkıştırmasını bilmiş usta bir kalemin, kısaca Üstad'ın eseridir.

Tiyatro yazarı Hüsrev'in yazdığı "Ölüm Korkusu" adlı piyesteki kahraman, annesini kaza kurşunu ile öldürünce aklî dengesini kaybeder, babasının yaptığı gibi kendisini bahçedeki incir ağacına asarakintihareder.

İşe bakın ki gerçek hayatta Hüsrev'in yalısının bahçesinde de bir incir ağacı vardır, onun babası da kendisini bu ağaca asarak intihar etmiştir. Eserdeki kaza kurşunu hadisesini gerçekçi bulmayan misafirleri ikna etmek için boş zannettiği bir tabanca ile ateş eden Hüsrev, kendisine sevdalı hala kızı Selma'yı kazayla vurur.

Oyundakine benzeyen fakat gerçek olan bu kaza sonunda Hüsrev gittikçe yalnızlaşır. Bunun üzerine oğlunun da kendini asacağından korkan annesi babasının intihar ettiği incir ağacını kestirir. Artık Hüsrev dostlarıyla beraber incir ağacını kestiren annesini de düşman görmektedir. Etrafındaki dairenin daraldığını hisseden Hüsrev kendisini akıl hastanesine götürmeye gelen hükümet doktoruna teslim olacak ve piyes bitecektir.

Bütün trajedi, eser ile yazarı arasındaki kader ortaklığını deşifre etmek üzerinde toplanır. Yazar nasıl eserindeki kahramana biçtiği rolü oynamıştır Asıl yazar kimdir Kader nasıl böylesine girift bir düğüm olmaktadır

Piyesten alacağımız şu birkaç alıntı eserin düğüm noktalarıdır:

"Yaşamıyoruz. Resimlerimiz, fotoğraflarımız kadar yaşamıyoruz. Mendilimiz, gömleğimiz, potinlerimiz kadar yaşamıyoruz. (...) Kefenimizden evvel çürüyoruz. Duyuyorum! Kulak ver, sen de duyarsın! Toprak altında, milyarlarca kurdun, çıtır çıtır çıtır dut yapraklarını yiyen milyarlarca ipekböceği gibi, milyarlarca ölüyü yediğini duyuyorum. Ölüler! Gözsüz, kulaksız kurtların içtiği köpüklü şampanya damlaları! Tozun toprağın mezeleri! Korkunç bir saklambacın korkunç oyuncuları. Kurtarın beni ebedilikten. Öldüm sizi araya araya, kurtarın beni düşünmekten!" (Bir Adam Yaratmak, 1972, s. 118-119.)