Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı'nın yaptığı bir açıklamayla söze gireyim. Bakanlık, Türkiye'nin hava sahasını kullanan yabancı uçaklardan 33,5 milyar TL üst geçiş ücreti alındığını bunun da bir rekor olduğunu bildirdi. Bu rakam elbette rekor değildi, çünkü başka ülkeler bizden daha az hizmet verip daha çok para kazanıyor. Onlar maliyetleri yüksek gösteriyor, biz nedendir bilinmez böyle yapmıyoruz.
Türkiye'nin yüz ölçümünü coğrafya kitaplardan 783 bin 562 metrekare olarak ezberlemişiz. Erozyon hariç toprak kaybetmediğimize ve komşu ülkelerden toprak ilhak etmediğimize göre bu rakam böyledir sanıyorum.
Kara yüz ölçümü bu kadar fakat hava sahamızın yüz ölçümü ise 1 milyon kilometre kareyi aşkın denilmekte.
Uluslararası hukuka göre, bir devletin egemenliği karasuları üzerindeki hava sahasını da kapsar. Dolayısıyla, kıyı devletinin karasularını genişletmesi, bu suların üzerindeki hava sahası üzerindeki tam egemenliğini de o oranda genişletmesi anlamına gelir.
Bu nedenle kara sularımızın üstü de bizim hava sahamız sayılmaktadır. Karasularımız da 462 bin km. kare.
Türkiye'nin toplam kıyı uzunluğu ise değişiklik gösterse de, adalar hariç 8.333 km ile 8.592 km arasındadır. Kara yüzölçümüyle hava yüzölçümü arasındaki fark bundan kaynaklanır.
Kısaca UNCLOS diye anılan Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi kıt'a sahanlığı, karasuları ve münhasır ekonomik bölge gibi denizdeki yetki ve hakları belirleyen bir antlaşmadır.
Türkiye, Ege Denizi'ndeki karasuları ve münhasır ekonomik bölge sınırlarına itiraz ettiği için bu antlaşmaya taraf değildir. Şimdilerde denizlerde yetki alanlarının genişliği ve düzenlemelerin tespit ve genel kuralların belirlenmesi ve bu konuda Cumhurbaşkanlığına yetki verilmesini konusunda bir kanun tasarısı hazırlandığı konuşuluyor.
Bu kanunun çıkmasıyla Ege Denizi'nde karasularının 6 milden 12 mile çıkması gibi bir gelişme gündeme gelecektir.
Karasularımızın genişlemesiyle milli hava sahası da bu alana bağlı olarak genişleyecektir. Bu durum, Ege'deki askeri uçuşları, tatbikatları doğrudan etkileyecek Türkiye'yi avantajlı hale getirecektir. Ege'de, Akdeniz'de ve Karadeniz'deki deniz yetki alanlarının durumunun bu yasa ile koruma altına alınması milli savunma için önemli.
Denizlerimizin Misak-ı Milli'si" olarak nitelenen ve "Mavi Vatan Kanunu" olarak da ifade edilen "Türk Deniz Yetki Alanları Kanunu" için çalışmalar son aşamaya geldi. Yasanın, teknik bir deniz hukuku düzenlemesi değil; Ege, Doğu Akdeniz ve Karadeniz'de Türkiye'nin egemenlik ve yetki alanı iddialarını iç hukuka bağlayan stratejik bir çerçeve olarak öne çıkması hedefleniyor. 1982 tarihli 2674 sayılı Karasuları Kanunu'nun ötesine geçmeyi amaçlayan düzenleme ile kıta sahanlığı, münhasır ekonomik bölge (MEB), bitişik bölge ve deniz kaynaklarının korunmasına ilişkin dağınık yapının tek çatı altında toplanması amaçlanıyor. "Çerçeve yasa" eksikliğini gidermesi beklenen teklif, aynı zamanda "Mavi Vatan" doktrininin hukuki altyapısını da daha da güçlendirecek kritik bir adım olarak değerlendiriliyor.
Cumhurbaşkanlığı Güvenlik ve Dış Politikalar Kurulu Başkanvekili Çağrı Erhan, deniz hukukunun dinamik olduğunu, 20 yıl öncesiyle kıyaslanamayacağını ve sürekli genişlemeye devam eden bir hukuk alanı olduğunu, Türkiye'nin, üç tarafının denizlerle çevrili olması nedeniyle deniz hukukuna ilişkin çalışmaları yakinen takip etmesi gerektiğine işaret ederek "Deniz hukuku terminolojisinin artık Türkiye sadece uygulayıcısı değil, aynı zamanda bu kavramların oluşturulmasında, hukuki hale gelmesinde doğrudan katkı sağlayan bir devlet" değerlendirmesinde bulundu. Erhan, "Ben bu noktadan sonra bu taslağın bir teklife, akabinde de bir kanuna kısa süre içerisinde dönüşeceğine inanıyorum." dedi. Kanun taslağının, Türkiye'nin denizlere bakışını en net şekilde ortaya koyan bir metin olduğunun altını çizen Erhan şunları kaydetti:
"Türkiye bu kanun metnini hazırlarken herhangi bir ülkeyi paranteze alarak bir metin ortaya koymuş değil. Biz Türk milletinin uluslararası hukuktan kaynaklanan hak ve menfaatlerini dikkate alarak yapılan çalışmalar neticesinde ortaya çıkan bir metinden söz ediyoruz. Başka ülkeler sanki dünyada sadece kendileri varmış gibi, Türkiye onları düşünerek bir şeyler yapıyormuş gibi düşünebilir. Bu kanun çalışmaları hazırlanırken çok da dikkate alınan bir husus olmadı. Zaten Türkiye'nin uluslararası hukuktan kaynaklanan hak ve menfaatleri var ve bunları da sürdürecek. 'Mavi vatan kanunu' Türkiye'ye ve Türk milletine hayırlı olsun."
Mutlu yarınlar Türkiye'm.
[email protected]
Not: 19 Mayıs Atatürk'ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı'mız kutlu olsun. (M.A)
————————————————————
Airbus 320 tipte ticari lisansa sahip
Hollanda Kralı, KLM'de misafir pilot!
Havacılık havalı bir meslek gurubu olmaya devam ediyor. Özellikle de pilotlar toplum nezdinde ayrıcalıklı bir yere sahip. Pilotları sokakta ve başka bir yerde üniformalı gördüğümüzde dönüp bakmadan edemiyoruz. Onları dikkate değer yapan üniformalarını çıkardıklarında işin büyüsü kaçıyor.
Onlar da senin benim gibi oluyorlar.
Pilotluk birçok kişinin hayalini süsler.
Her yaştan, her meslekten insanlar amatör veya ticari pilot lisansı almak için uçuş okullarının kapısını çalıyor.
Bir de çok önemli görevlerde bulunan ve pilotluğa özenen insanlar var. Bunlar içinde en medyatik olanı Brunei Sultanı Haji Hassanal Bolkiah. Ticari pilot lisansına sahip Bolkiah, 2012'de Türkiye ziyaretine kendi kullandığı Boeing 737-400 tipi uçakla gelmişti.
79 yaşındaki Brunei Sultanı Hassanal Bolkiah geçenlerde de Filipinler'deki toplantıya da kullandığı uçakla gitti. Asıl konumuz Brunei Sultanı değil, Avrupa'da bir ülkenin görevdeki kralı.
Willem Alexander, 2013 yılında annesi kraliçe Beatrix tahttan feragat edince Hollanda Kralı olarak tahta o geçti. Halen görevini sürdüren Kral Willem Alexander'ın vazgeçemediği bir ilgi alanı var. O bir ticari pilot. Yanlış okumadınız kral aslında bir pilot.

22