Menderes

Cumhuriyet. Yakın tarihimizin en karanlık iki olayı Adnan Menderes'in idamı ve 6-7 Eylül olaylarıdır. İkisini de yaşadım. İki tanığının ağzından Menderes'le ilgili iki anı: Vatan Caddesi açılırken çok istimlak yapıldı. Hatta bir iki eski değerli cami yıkılmak zorunda kaldı. Biz Yenibahçe denen arsada top oynardık. Orası da gitti. İstimlaklerden çok kişi mağdur oldu ama şikâyet etmek yasaktı. Devrin ünlü komedyenleri Ateşböcekleri bir parodi hazırlamışlar. Kulisten bir ıngaaa sesi geliyor. Belli ki bebek uyumuyor. İkili ninni biçiminde şu teraneyi söylüyorlar:

Uyumazsan Adnan Bey gelecek

Evimizin önünden geçecek

Senin uyumadığını görünce

Evimizi istimlak edecek.

Bu Menderes'in kulağına gidiyor. Bir gece Ateşböcekleri sahne şovlarını henüz yapmadan davet geliyor: "Beyefendi sizi bekliyor." İkili korkudan bembeyaz oluyorlar. Refakatçılarla birlikte Şişli'de Suzan Sözen'in evine gidiliyor. Rakı masası kurulmuş. Adnan Bey başköşede: "Ooo, hoş geldiniz çocuklar, buyurun yan odaya geçin, bir şeyler yiyin" diyor. Az sonra salona davet ediliyor ikili. Menderes, "Bir numaranız çok beğeniliyormuş, biz de dinlemek isteriz" diyor. İkili o anda üç buçuk atıyor. Ama numarayı yapmaya başlıyorlar. Bitiminde Adnan Bey çok gülüyor ve Ateşböcekleri'ne üzerinde ismi kazılı birer kol saati armağan ediyor. İkinci olay Menderes'in avukatları, Yassıada duruşmalarında ön safta olan Burhan ve Orhan Apaydın (Orhan Abi benim de avukatımdı), Hüseyin Apaydın (Burhan abinin oğlu) yakın arkadaşımdır. Menderes İmralı Adası'na götürülüyor. İnfaz gerçekleştirilecek. İnönü'nün mektubu geliyor, "Bunu yapmayın" diye. Ama kimse umursamıyor. Hüseyin'in minicikken aklında kalan tek sözcük bu: "Kurtaramadık." Babası ve amcası Yassıada'dan eve gelmişler ve annesine söylenen ilk ve tek söz bu: Kurtaramadık.

Cumhuriyet yakın tarihinin en karanlık ve affedilmez meselesi budur bence. Padişahlık geleneğinden gelen sadrazam katletmek gibi bir şey.

ARI KOVANI

Yabanarısı nerede yer bulursa oraya kovan yapar. Ağaç kovuğu, bir ahşap köşe onun için fark etmez. Ama arıcılıkta kullanılan kovanlar özel yapımlardır. Ahşaptan yapılan bu kovanlar artık yapay plastikten üretilerek ABD ve Çin'deki arıcılara ihraç ediliyor. Plastik madde hiçbir kimyasalı içermiyor. Bunun mucidi bir Türk. Arıcılık ülkemizde ihracat boyutunda. Kovanların son halini gördüm. Yapay plastikten üretilen bu fabrikasyon mamuller o kadar güzel ve estetik ki. Ayrıca sağlıklı. Mikrop üretmiyor. Temizlenmesi kolay. Ben de durup dururken sanki arıcıymışım gibi bu işlere merak sarmışım. Öyle değil. Sadece ilgimi çekiyor bir Türkün aşıyı bulması veya yepyeni bir arı kovanını icat etmesi gibi. İnsanın gururu okşanıyor. Üstelik de geçen yaz beni arı soktuğu halde.

ÇİN

Çin kültürüne özel yakınlığım vardır. Belki Karagöz'ün oradan çıkıp da Mısır'a, oradan Osmanlı'ya gelerek geleneksel tiyatromuzun temel taşlarından biri olmasıdır. Çin kültürü geleneksel verilerinden esinlenerek onu aşmış, sistemiyle, felsefesiyle, sanayisiyle dünyaya hükmeder olmuştur. Bir Çin atasözü şöyle diyor: "Her şeyin fazlası fazladır."

6-7 EYLÜL

Yakın tarihimizin yine en kötü olaylarından biri 6-7 Eylül olaylarıdır. Yaşadım. 1955 yılının sonbaharı. İstanbul Ekspres gazetesinde ikinci baskı yapıldı. Oradaki manşet bir kötü haberi veriyordu: "Selanik'te Atatürk'ün evine bomba konuldu." Haber uydurmaydı. Demokrat Parti kötü gidiyordu. Ortam gergindi. Bu haber üzerine İstanbul'da yaşayan (başta Rumlar olmak üzere) azınlıklara karşı şiddet uygulanmaya başlandı. Yanımızdaki apartmanda bir nakliye şirketinin kamyonu İstiklal Caddesi'nden dönerken kamyon arkasında kumaşlarla asılı buzdolaplarını hatırlıyorum. Talan vardı Beyoğlu'nda. Arka balkonumuzdan uzaktaki bir kilisenin dumanları tütüyordu. Bahçeköy girişindeki Tekel Kibrit Fabrikası'ndan kamyonlara, otobüslere bindirilen işçiler toplu halde İstiklal Caddesi'ne getirilmiş, ayrıca azınlıkların bulunduğu semtlere yayılmışlardı. Büyükada'ya motorlarla gittiler. Orada yaşayan azınlıklara şiddet uygulandı. Bu sırada, grubun içinden bir ses, "Burası Fenerbahçeli