'Halkalar'

Geçenlerde Uğur Dündar kardeşim, dostum, sırtını rahatlıkla dönebileceğim insan, "Sözcü"deki köşe yazısında olimpiyat halkaları ile ilgili bir yazı yazdı. Benim yıllar önce "Uluslararası Olimpiyat Komitesi Başkanı Thomas Bach"a yazdığım mektubun Türkçesini sütununa aldı. Mektup şöyle:

"Sayın Thomas Bach.

Uluslararası Olimpiyat Komitesi Başkanı. Lozan İsviçre.

Sayın Başkan

Olimpiyat Oyunları bayrağındaki siyah halkanın Afrika'yı, sarının Asya'yı, yeşilin Avrupa'yı, kırmızının Amerika'yı, mavinin Avusturalya'yı (Okyanusya'yı) temsil ettiği bilinir. Günümüzde ırkçılık lanetleniyor. Türkiye'de yaşayan bir sanatçı olarak size bir önerim var:

Bu halkaların tümünü mavi üzerine beyaz olarak düşünürseniz, Olimpiyat ruhunun birleştiriciliğini ve yansızlığını daha anlamlı biçimde simgelemiş olursunuz.

Saygılarımla.

MÜJDAT GEZEN.

İstanbul-Türkiye."

Bu mektup başkanın eline geçti mi geçmedi mi bilemem ama 2024 Paris Olimpiyatları'nda, Eyfel Kulesi'nin beş beyaz halka ile aydınlatılması, tüm TV yayınlarında halkaların beyaz olarak görüntülenmesi beni mutlu etti. Belki bir rastlantı belki de antisemitist Fransızların da aklındaki şeydi. Bir gün tüm halkalar beyaz olursa çok mutlu olurum.

SİSTEM

Bir ülkede sistem çöktüyse, orada hukukun, enflasyonun, insanlığın, sanatın ve sporun iyi gitmesi hayal olur. Olimpiyat tarihinde ilk kez altın madalya almadan döndük. Bunu başka bir şeye bağlayabilir miyiz

UMUT

Umut yoksa sen de yoksun. Geminin gittiği istikamete bakacaksın. Daima, hep, her zaman biri seren direğine çıkar ve bağırır:

"Kara göründüüü!" İşte bu iki sözcüklü cümle umuttur. Sadece filmlerde olmaz bu. Hayatın içinde de rastlarsınız. 2005 yılına ait bir not buldum defterimde. Şöyle yazmışım: "Hayatta en çok hayatı ıskalayanlara yanarım." Çünkü hayat ıskalanmaya gelmez. Hayat bize bahşedilmiş en değerli şeydir. Kıymetini bilmek farzdır. Iskaladın mıydı battın demektir. Şunun şurasında dünyanın kaç yaşında olduğuna bir bak, bir de kendi yaşına bak. Ne demek istediğimi anlarsın.

CEZAEVİ MEKTUBU

Kocaeli 1 No'lu Kapalı Cezaevi'nden gelen bir mektup hiç iç açıcı değil. Hiçbir sosyal haktan yararlanamadıklarını belirtiyor içeridekiler. Gerçi bu baskıcı düzen değişecek ama bu insanların insan olduklarını da unutmamak gerekir.

BEN KİMİM

Hiçbir fikre inanmıyorsan, kimseyi hiçbir şeyine inandıramazsın. Arkana dönüp baktığında yaşadığın sürenin neye yaradığına bir bak. Bazen bir film gibi gözlerimin önünden geçer hayatım. En unutamadıklarımı unuttum ama çok önemli bir olay olmuştu... Küçüktüm. Kaç yaşındayım anımsamıyorum. Evimin sokağı olan Hırka-i Şerif Caddesi'nden aşağı iniyorum. Bakkalın önünde durdum. Üzerimde ablamın diktiği kısa pantolon ve fermuarlı üstü vardı. Demek ki ya bahar ya yaz mevsimi. Durdum birden. O anda: "Ben kimim, neredeyim, ne oluyor" Bu soruların yanıtı hâlâ yok kafamda. Film koptu. Kaç saniye sürdü bilmiyorum. Açıldım. Eve döndüm. Herhalde yetmiş yıl olmuştur. Bunu hiç unutmuyorum. Belki bir veya iki kişi dışında kimseye söylemedim bugüne kadar.