Dümbüllü

İsmail Dümbüllü orta oyunu ve tuluat sanatının son temsilcisi idi. Ölüm yıldönümlerinde onu mezarı başında anarız. Bunlardan birinde tam da İsmail Amca'ya yakışan ve mezar başındakileri kahkahaya boğan bir şey oldu. İmam efendi Kuran okuyordu. Hepimiz dinliyorduk. Ellerimizi açıp duaya eşlik edeceğiz. Bu sırada imamın cep telefonu çaldı. Zil sesi yerine bir oyun havası koymuş imam efendi. Kendisi dua okuyor, cep telefonu oyun havası çalıyor. Herkes gülmeye başladı. Cüppenin altında kalmış cep, adamcağız ne duayı kesebiliyor ne cebi bulabiliyor. Bu epeyce sürdü. Sonra yanına yaklaştım: "Üzülme" dedim. "Fena zamanda çaldı" dedi. "Bizim oğlan yüklemiş bu zili." Bunu hiç unutmam. Dümbüllü'ye yakışmıştı. Hani "Ölüsü bile adamı güldürür" derler ya, aynen öyle oldu.

DİLENCİ

Dilencinin biri Savaş'tan (Dinçel) para istemiş. Savaş: "Bozuğum yok" demiş. Dilenci, "Bozarız abi" diye yanıt vermiş. Bunu ilk anlattığında çok gülmüştüm. Sonra eski dilenciler geldi aklıma. Biz Hırka-i Şerif'te otururduk. Ramazanın on beşinde hırka ziyarete açılırdı. Ben o okulun mezunuyum. Hırka-i Şerif İlkokulu. Anadolu'nun pek çok yerinden dilenciler gelirdi İstanbul'a. Bizim evin bulunduğu sokak Hırka-i Şerif Caddesi idi. Dilenci kadınlar orada konuşlanırlardı çünkü bu sokaktan gidilirdi camiye.

Ben kapının önünde oyun oynardım arkadaşlarımla. Öğlen yemeği için eve giderken mutlaka bir dilenci kadını yemeğe götürürdüm bizim eve. Bir keresinde annem beni fena halde azarladı. Ben küçüğüm, önce neden eve dilencileri getiriyorsun diye azarlıyor sanmıştım. Oysa annemin azarı başka sebeptenmiş. "Bana sormadan eve insanları getiriyorsun. Bak bugün yemeğim yoktu, kadıncağıza menemen yapmak zorunda kaldım, beni mahcup ettin" demişti. Ne günlermiş. Güzel annem, iyi annem.

GÜNERİ

Yetmişli yıllarda tanıştık. Eşi Canan iyi dostumdur. Çok iyi insandır. Seksenli yılların başında telefonum çaldı. Güneri arıyor: "Müjdat, Güneş diye bir gazete çıkartıyoruz, bana bir mizah sayfası yap" dedi. Kısa sürede bir milyon tiraja ulaştı gazete. Sık sık buluşup yemek yerdik. Dostluğumuz o ayrılana kadar sürdü. Şık insandı. Davranışlarında da şıktı. Sohbetini özleyeceğim. Başın sağ olsun canım Canan.

ÇOCUK

OLMASAN

DÜNYA VAR OLMAZ

OLMASAN

UMUT OLMAZ

YARIN OLMAZ.

SEN,

DÜNYANIN GELECEĞİSİN ÇOCUK.

SEN,

OLMAZSAN OLMAZ.

İhtiyar amca doktora gelmiş:

- Doktorcum bir arkadaşım var. 83 yaşında, haftada üç kere ilişki kurduğunu söylüyor. Bir arkadaşım daha var emekli. 84 yaşında. O da iki defa ilişki kurduğunu söylüyor. Yakın arkadaşım Kazım var. O da dört defa haftada ilişki kurduğunu söylüyor. Ben ne yapayım

Doktor demiş ki: "Sen de söyle. Numan Kurtulmuş anayasanın üçüncü maddesinde bir kelime değişikliği yapılacağını söylemiş."

BIRAKIN SÖYLESİN...

Bu arada hayat pahalılığı ne oldu

SENİN KARNIN AÇSA

BENİM UYKUM KAÇAR

PAYLAŞIRIM SENİNLE

YEDİĞİM HER LOKMAYI

SENİN KARNIN AÇSA