Milyonlarca kişi birbirlerine bu soruyu sorarsa, ortada bir gariplik var demektir. Bebek cinayetleri, kadın cinayetleri, intiharlar, hayvan katliamları, onlarca akıl almaz olaylar dizisi... Biz ne zaman bu kadar çürüdük... Yanıtı biliyorsunuz. Yirmi iki yıldır kimyamızı bozan bu iktidar, toplumu bu hale getirdi. Ruhsatsız silahlarla dolaşan, uyuşturucu satan, kullanan gencecik insanlar... Biz topyekûn çürütüldük... Ama az kaldı... Bu kadar acımasız, baskıcı bir sistem yok olmaya mahkûmdur. İlk seçimde de yok olacaktır... Az kaldı.
SIÇRAMANIN ÖNEMİBir an olsun sakinleş. Kibir, büyüklük duygularını yok et. Nefes al. Şükret. Yeni bir güne sağlıklı başlamışsan bunu kutla, teşekkür et. Mutlu gözyaşları dök eğer dökeceksen. Sev, sevil. Çok iyi ol. Kimseye kızma. Olgun ol. Mutlu et, mutlu ol ve o ateşse sen su ol. Bunları size değil kendime söylüyorum. Size nasihat vermek haddime değil. Siz bu yazıyı okurken mutlu oluyorsanız, bu bana yeter. Bir Kızılderili sözü diyor ki: "Birini yargılamadan önce onun mokasenlerini giy." Daha iyisi: Yargılama. Ben bu yazıyı yazarken sıçramanın güzelliğini keşfettim. O kadar düz ki hayat.
VENEDİKVenedik'i ölmeden bir kez daha görmek isterim. Çok sevdiğim ve beş kez gittiğim bir güzel şehirdir burası. Girişini İstanbul Boğazı'na benzetirim. Gondol Eskişehir'de de var. Yılmaz abi belediyenin atölyelerinde yaptırıp ihraç bile ediyor onları. Heykel, Eskişehir'de kralı var. Aynı atölyelerde yapılıyor, kenti süslüyorlar. Venedik başka açıdan beni çekiyor. Bir dilim pizzanın yanında minik bir kadehte beyaz şarap atmak var ya, işte o kanalların dibindeki küçük bir bistroda bu keyfi yaşamak anlatılmazdır. Çok ilginç bir şehirdir Venedik. Yoksa bana ne "O sole mio" dan. Venedik masalsıdır. Minicik adalardaki cam fabrikaları (atölyeleri demek daha doğru olur), o yemyeşil alanlar, köprülerin estetiği, kentin gizemi, sessiz gürültüsü, güvercinleri (elden yem yerler). Görmek istiyorum bir kez daha. İnşallah görürüm.
1991 yılında kendi okulum MSM'yi açmadan önce on yıl İstanbul Belediye Konservatuvarı (ki bu eski okulumdur) sonradan İÜ Devlet Konservatuvarı'nda çok yetenekli öğrencilerim oldu. İsimlerini tek tek anımsamam olanaksız. Zaten hafızam yorgun. Ama beni telefonla arayan Yasemin Yalçın gibi, Demet Akbağ, Erkan Can, Tilbe Saran, Oktay Kaynarca, Volkan Severcan gibi o zamanki öğrencilerim ne denli yetenekli olduklarını zaten kanıtladılar. İsimlerini burada unuttuklarım olursa beni bağışlarlar. Aradan kırk yıl geçmiş. O gençler her anlamda büyüdüler. Ödüller alıyorlar. Eski konservatuvarlarım çok güzeldi. Bu deyimi özellikle kullandım, konservatuvarlarım diye. Çünkü ben oralarda okudum.
OLİMPİYAT MEŞALESİYıllar önce idi. Telefonum çaldı. Çin'de yapılacak Pekin Olimpiyatları için Türkiye'den geçecek olimpiyat meşalesini taşımamı istediler. Burada tek olumsuz yan aynı gün Eskişehir'de oyunumun olması idi. Koşu Ayasofya'nın önünden başlayacak. Gülhane Parkı'nın önünde meşaleyi teslim alıp Sirkeci'ye kadar koşturacağım. Eşimle birlikte gittik. Eşofmanlarımızı verdiler ve meşalenin yakılması konusunda küçük bir kurs gördük. Koşu başladı. Sıra bana geldi. Eskişehir'e kendi karavanımla gidecektim. Yanımızdaki yolda arabam beni takip etti. Meşaleyi koşturdum. Devrettim. Sonra arabama bindim. Eşim

102