1960. Biz artık genciz. Beyoğlu'na çıkıyoruz. Şehir Tiyatrosu komedi bölümü İstiklal Caddesi'nde kulis giriş kapısının 50 metre aşağısı Baylan Pastanesi. Yaman, Savaş ve ben 10 lirayı bulmuşsak Baylan'dayız. Balkonu tercih ediyoruz. Çünkü alt salonda, bizim ağabeylerimizin işgali altında. Onat Kutlar, Demir Özlü, Adnan Özyalçın, Doğan Hızlan. Bizdeki para dar bütçe. Şehir Tiyatrosu'ndan aldığımız 10 TL yevmiye. Ayda 300 eder ama sigorta parası kesilince 250 TL kalıyor. Tramvayla Fatih'ten Beyoğlu'na çıkmak üç kuruş. 3 de dönüş, 6. Uludağ pastası yiyebiliriz. Fakat balkonda oturma süremiz uzayınca şef garson (Leonidas) "Sizin oyun saati gelmedi mi" diye kovma sorusunu sorunca bize yol göründüğünü anlıyoruz. Yavaş adımlarla hesabı ödeyip gidiyoruz. Keşke o günler geri gelebilse. Hesabı zor ödeyebilsek. Veee... Keşke 6-7 Eylül olmasaydı. Gördüm çünkü.
ATEŞBÖCEKLERİSabahları birkaç bulmaca çözmeden evden çıkmam. Bunun üstadı Ercan Bostancıoğlu'dur (Ateşböceği Ercan). Türkiye bulmaca çözme rekoru hâlâ ondadır. 20 dakikada tam sayfa büyük bulmacayı çözerek birincilik kazanmıştı. Ben sabah takıldığım bir kelime olursa ona sorarım. Ateşböcekleri bir devrin büyük komedi ikilisiydi. Sahnelerde kırıp geçirirlerdi insanları. Yalçın erken gitti. İkili komedyenlerin, benim hatırladığım ilki "Zıt Kardeşler"di. Sonra "Bal Arıları", "Ateşböcekleri", en son pek çok ikili çıktı ama bu iş Ateşböcekleri ile son buldu diyebiliriz. Geri kalanların hakkını yemek istemem. Bu benim fikrim. Gazinolarda komedyenlik yapmak çok zordur. Alkollü insanları eğlendiriyorsunuz. Bazısı kafayı iyice bulmuştur, sizi dinlemez bile. Gazinoda komiklik yapabildiyseniz her yerde yaparsınız. Bu nedenle Ateşböcekleri en uzun süre bu işi başarabilen ikiliyi oluşturmuşlardır. Artık bir anı olarak anıyoruz onları.
KORKUTANGoebbels taktiğinde en önemli şey korkutmaktı. Önce korkutacaksın, sonra uygulayıp sindireceksin, sonra yasaklayacaksın, sonra tutuklayacaksın. Bu size hiç yabancı gelmiyor, değil mi Tabii gelmez. İkinci Dünya Savaşı ile ilgili birçok film izlediniz. Orada bu gibi sahneler hep var. Ama insanlar çok iyi bilirler ki korkutmak (daha önce de söylediğim gibi) gün gelir, korkutanı da korkutur.
HACİZAtatürk İstanbul'a geldiğinde yazları Florya Köşkü'nde kalıyor. Bir gün tebdili kıyafet yanında yaveri ile köyleri dolaşmaya çıkıyor. Tarlanın birinde bir köylü öküzüyle birlikte saban çekiyor. Yani ikinci öküzün yerinde kendisi var köylünün. Atatürk'ü tanımıyor. Soruyor köylüye Atatürk: "İkinci hayvanına ne oldu" Köylü yanıtlıyor: "Haczettiler beyim." "Haciz mi ettiler. Peki, neden" "Borcumu ödeyemedim devlete ondan." "Yahu yakınında Florya Köşkü var. İsmet Paşa oraya gelir, gidip derdini anlatsaydın ya..." Diyalog böyle devam eder. Atatürk buna çok üzülür. Ertesi günü adamı hem köşkte yemeğe davet eder hem de hayvanını geri verdirir. Aradan 90 yıl geçer. Köylüler devletten aldıkları krediyi ödeyemezler. Hemen traktörlerine haciz gelir. Fakat dertlerini dinleyecek kimse yoktur. Çünkü sistem işçiyi, köylüyü, yaşlıyı, emekçiyi sevmeyen bir anlayıştan gelmektedir. Köylülerin traktörlerine el koyan devlet hâlâ baştadır ve aradan tam 90 yıl geçmiştir. Buradan sonrasını artık ben sizin yorumlarınıza bırakıyorum. Bu gidiş iyi bir gidiş midir, değil midir, siz bir gün karar verirsiniz.

118