ABD ile Ukrayna arasında 24 Şubat 2025 tarihinde "Ukrayna'ya ait doğal kaynaklardan elde edilen gelirin yüzde 50'sini Ukrayna'ya yatırım yapacak bir fona aktartılmasını" öngören anlaşmanın yapılması söz konusuydu.
Ancak Beyaz Saray'da 28 Şubat'ta bir araya gelen Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelensky ve ABD Başkanı Donald Trump'ın basın önünde tartışmaları üzerine, temeli Ukrayna'nın "nadir toprak minarallerininelementlerinin çıkartılmasına" dayanan anlaşma imzalan(a)madı.
Ardından Zelensky 2 Mart'ta İngiltere'de, Dışişleri Bakanı Hakan Fidan'ın da katıldığı Avrupalı liderlerle gerçekleştirilen toplantıya iştirak etti. Bir anlamda Avrupalı liderler "Trump olmadan Ukrayna'yı güvence altına alıp alamayacakları" gibi kritik bir durumla karşı karşıya kaldılar. Çünkü Rusya'nın Ukrayna'daki işgali, Avrupalı devletlere "varoluş tehdidi" yöneltiyor.
Bununla birlikte Avrupalı devletlerin, Ukrayna'yı ve kıtayı güvence altına almak için Trump ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'in görmezden gelemeyeceği faaliyetlerde bulunmaları gerekiyor. Bunların başında ekonomik ve askerî kapasitelerini nasıl konuşlandıracakları hususu geliyor. Ancak Avrupalı devletlerin ortak bir argümanda mutabık olamamaları en büyük handikapları.
Beyaz Saray'daki tartışma, Trump yönetiminin ve Avrupa'nın Ukrayna'daki hedeflerinin tamamen farklı olduğunu ortaya çıkardı. Zaten savaşın başlangıcından beri, Avrupa ve ABD'nin farklı yaklaşımları biliniyor. Aslında Trump için Ukrayna, "ABD ve Rusya'nın etki alanları arasında" kuvvetle muhtemel "bir tampon devlet" niteliğinde.
Diğer taraftan uluslararası ilişkilerdeki "üçgenleme" stratejisi, Richard Nixon'un (1969-1974) ABD Başkanlığı döneminde "Washington'un Çin'le ilişkileri iyileştirerek Sovyet Rusya'yla elverişli müzakere imkânlarını elde etmesini" ifade ediyor. Bugün de Trump'ın "ters üçgenleme" yoluyla ilişkileri normalleştirerek Rusya'yı, Çin'den uzaklaştırma siyaseti izlediği düşünülüyor. Dolayısıyla Beyaz Saray'daki tartışmayla Trump'ın, "Ukrayna'nın egemenliğine ve toprak bütünlüğüne pek fazla zaman ve bütçe harcamaya istekli olmadığı" da anlaşılabilir.
Trump yönetiminin bu isteksizliğinin en büyük delili, "ABD diplomatik baskısının Ukrayna üzerinde yoğunlaşmasıdır." Şimdi Kiev'e yönelik ABD askerî yardımının askıya alınması veya Zelensky'nin bir barış anlaşması imzalaması hâlinde istifa etmek zorunda kalacağı ihtimali, hâl-i hazırda Putin'in arzu ettiği gelişmelerdir.
Bir de ABD'nin, birliklerini Ukrayna'dan çekmesi için gereken baskıyı Rusya'ya yapmaması ile askerî yardımını durdurması, Washington'un Ukrayna'da hangi tarafta durduğu hakkında tartışmalara yol açıyor.

126