Ürdün seçimleri ve yükselen Siyasal İslam

Ürdün'de 10 Eylül 2024'teki Parlamento seçimleri İsrail'in Gazze'yi işgali ve Lübnan'a saldırıları, ülkede Kraliyet Sarayı'nın yönetimde giderek güçlendiği ve hükümetin etkisinin azaldığı, kamu kurumlarına olan güvenin düştüğü, Anayasa değişiklikleri, bölgesel ve yerel zorlukların yaşandığı bir süreçte gerçekleştirildi.

Ürdün'de 5,1 milyon kayıtlı seçmenden seçimlere katılım yüzde 32 oranındaydı. Yine de bu oran 2020 yılı seçimlerinde yüzde 29'luk katılıma göre bir miktar yüksek. Seçimlere düşük katılım, hâliyle seçimlerin meşruiyetinin sorgulanmasına yol açıyor. Seçimlere düşük katılımın arkasında ise ülke ekonomisindeki güçlükler, artan fiyatlar ve yüksek enflasyon, işsizliğin yüzde 21'leri aşması, gelir dağılımındaki adaletsizlik vb. sosyo-ekonomik sorunları tetiklemesi bulunuyor. Birde vatandaşların yüzde 48'inin daha iyi hayat şartlarına kavuşmak için ülkelerini terk etmeyi düşünmeleri de cabası. Tüm bu gelişmeler, Ürdün'de siyaset kurumuna güvenin oldukça düştüğüne yorumlanıyor.

Ürdün'ün yanı başındaki Gazze'nin işgali ve sosyo-ekonomik sorunlar, 10 Eylül seçimlerinde siyasal İslamcıların oylarını arttırmasının nedenleri arasında. Ürdün'de Müslüman Kardeşler'in siyasi kanadı İslam Eylem Cephesi Partisi, seçim sonuçlarına göre Parlamento'nun 138 sandalyesinden 31'ini kazanarak oyların yüzde 22,5'ini aldı. Hâl bu ki İslam Eylem Cephesi Partisi 2016'da 5, 2020 seçimlerinde de 10 sandalye kazanmıştı. Ürdün'de siyaset kurumundan ümidini kesenler katılmayarak bir nevî seçimleri boykot ederlerken, seçimlere katılanların büyük bölümü de İslam Eylem Cephesi Partisi'ni tercih ederek yeni arayışta olduklarını gösterdiler. Ayrıca İsrail'in Gazze, Lübnan, İran ve Yemen'e saldırılarının da seçmenleri siya-sal İslamcılara yönlendirdiği anlaşılıyor.

Diğer taraftan Ürdün'de yönetim destekli reformlar da mevcut. "Kraliyet Komitesi'nin 2023'teki Siyasî Sistemin Modernizasyonu"nun uygulamaya konul-masıyla seçimlere katılımın 2028'de yüzde 50'lilere, 2032'de yüzde 65'elere ulaşması hedefleniyor. Ancak "2014, 2016 ve 2022'de yapılan Anayasa değişiklikleriyle, hükümetin yetkilerinin zayıfladığı ve Kraliyet yönetiminin yetkilerinin geniş-lediği" savunuluyor. Hatta bu değişikliklerin muhtevasının, Ürdün'ü "Anayasal Monarşi şeklinde tanımlayan 1952 Ana-yasası'yla çeliştiği" iddia ediliyor.

Ürdün'de her ne kadar "Seçim Kanunu ve Siyasî Partiler Kanunu"nda reformlar yapılsa da, ülkedeki siyasî tutuklamalar, ifade özgürlüğü, internet kullanımının kısıtlanması, Siber Suç Kanunu"ndan duyulan rahat-sızlıklar giderilebilmiş değil. Dolayısıyla "Siyasî Sistemin Modernizasyonu bir siyasî mühendislik" girişimi olduğuna dair eleştiriliyor.